Image Hosted by ImageShack.us

Josef Koudelka İstanbul Retrospektif Sergisi Röportaji







Josef Koudelka istanbul Retrospektif Sergisi Roportaji

Koudelkanın retrospektifini ithaf ettiği "Samih Rifat" ın "akla kara arası" adlı kitabından Koudelkayla ilgili olarak söylediği sözler:

Koudelka nın çingeneleri kovalaması bütünüyle kendi seçimiydi; ürünlerine müşteri bulması yıllar aldı; hiçbir zaman iş güç sahibi bir fotoğrafçı olamadı

Nedir photojournalizm? ya da başka türlü sorarsak,... nedir bu saydığımız fotoğrafçıların(kertesz,brassai,bresson,frank,klein,eugene smith,strand koudelka ve daha niceleri) yeryüzündeki işlevi? sözcüğün hemen düşündürttüğü gibi fotoğrafla yapılan gazetecilik mi? yoksa basın,haber,belge kavramlarının ötesine geçen bir uğraş, kimilerinin ısrarla savunduğu gibi salt ve benzersiz bir sanat uğraşı mı? bu soruları yanıtlayabilmek için sanırım ünlü fotojournalistlere daha yakından bakmakta,yaşamlarını,düşüncelerini gözlemekte ve ortak yanlarını bulmaya çalışmakta yarar var.

Açın kitapları, dergileri, yukarda adını saydığımız fotoğrafçıların yapıtlarına bir kez daha bakın. Bresson un hintlilerini, Klein ın new york unu, Koudelka nın çingenelerini, Salgado nun köylülerini bir kez daha seyredin. ne dersiniz? geleceğe ne kalacak bu fotoğraflardan? bir belgeler dizisi mi? yoksa saf ve benzersiz bir şiir mi?

YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

Josef Koudelka Retrospektif Sergisi


Pera'da bir fotoğraf efsanesi

Josef Koudelka ünlü fotoğraflarını, yıllar boyu çok mütevazı koşullarda çıktığı uzun yolculuklar sırasında yakaladığı görüntülerle oluşturdu.

'Fotoğrafın Yaşayan Efsanesi' Josef Koudelka yarın Pera Müzesi'nde açılacak retrospektif sergisi için İstanbul'a geldi. 'İnsanların fotoğraflara önerdikleri yüksek ücretler bana komik geliyor,' diyen Koudelka'nın pek çok karesi artık birer 'klasik'

Koudelka'nın retrospektif sergisi 13 Nisan'a kadar açık kalacak.

Radikal - EFNAN ATMACA (Arşivi)

İSTANBUL - Kendini 'sınırları zorlayan, sıradanlığı affetmeyen' bir sanatçı olarak tanımlayan Çek fotoğrafçı Josef Koudelka dostu Henri Cartier-Bresson'un 2006'da açılan sergisi için İstanbul'a geldiğinde verdiği sözü tuttu ve Türkiye'deki ilk sergisini açtı. Pera Müzesi'nde bugün açılan Josef Koudelka sergisi altı bölümden oluşuyor ve bugün 70 yaşında olan 'Fotoğrafın Yaşayan Efsanesi' nitelemesiyle anılan Koudelka'nın sanatını özetliyor.
Pera Müzesi'nin üç katının ayrıldığı ve 2007'nin Ağustos ayında ölen Samih Rifat'a adanan sergi Koudelka'nın 1961 yılında henüz 23 yaşındayken ... açtığı ilk sergisindeki fotoğraflardan oluşuyor. Kendi yaptığı nadir ve özgün fotoğraf baskılarıyla başlayan restrospektif sanatçının en çok bilinen fotoğraf serilerinden biri olan 'Çingeneler'le devam ediyor ki ilk kez 1975'te New York'ta sergilenen bu seri tartışmasız dünya fotoğraf klasikleri arasında yer alıyor. Sanatçının 1962-1970 yıllarında çektiği Slovakya ve Romanya'da yaşayan Çingenelere ait bu fotoğraflarla sadece onların bohem yapısını ortaya koymakla kalmıyor aynı zamanda geleneklerini ve toplumsal yaşam şartlarını da anlatıyor. Sergideki bir sonraki seri 'İşgal'. Koudelka'ya hem dünya çapında tanınma olanağı hem de Magnum ajansın kapılarını açan bu seri 1968'de Çekoslovakya'daki Rus işgalini yansıtıyor. Bu fotoğraflar yıllar boyunca Koudelka, ailesinin uğrayacağı baskıdan çekinip 'isimsiz Çek fotoğrafçı' imzasıyla yayımlanmıştı.
"10 yıl İngiltere'de yaşadım ama bana pasaport vermediler. Sonra Fransa'ya taşındım. Onlar pasaport verdiler ancak Çek vatandaşlığından atılmadım, vazgeçmedim de. Şimdi iki pasaportum var" diyen Koudelka'nın 'Sürgün' fotoğrafları serginin bir sonraki durağı.
'Tiyatroyu yaşamın kendisi olarak görmeyi ve bu yolla da yaşamı tiyatro olarak algılamayı öğrendiği' 'Tiyatro' serisiyle devam eden sergi Koudelka'nın 1986'da panoramik fotoğraf makinesiyle tanışıp ürettiği 'Kaos' fotoğraflarıyla sona eriyor.

'Artık yerleşik oldum'
Bu restrospektifi sondan bir önceki retrospektif sergisi olarak anlatan ve "Retrospektifler size yaptıklarınızı göstermeye yarıyor ama dört kere yaptıktan sonra öğrenecek bir şey kalmıyor" diyen Josef Koudelka dün bir basın toplantısı yaptı.
Koudelka artık 70 yaşında olduğu için yerleşik bir düzene geçmeye çalıştığını söylese de aldığımız cevaplardan geçen yıl sadece bir ay evinde olduğunu anladık. Zaten ikinci cümlesinde de hâlâ uzun seyahatler yapacağı projeler planladığını öğrendik. Mesela Suriye ve Libya'yla birlikte Akdeniz'de ülkeleri fotoğraflamaya başladığını, bu proje kapsamında Türkiye'deki arkeolojik alanları da fotoğraflayabileceğini ve bir Akdeniz projesi yapmak istediğini söylüyor. Son dönemde, 'Kaos' serisinde olduğu gibi peyzaj fotoğraflarına ağırlık vermesinin nedenini ise "Asla ünlüleri fotoğraflamadım. Yıllar içinde de fotoğrafını çekmek istediğim insan sayısı azaldı." diye açıklıyor. Bir diğer sebep de 70 yaşına geldikten sonra insan çekmenin koşuşturması yerine peyzajların geniş zamanlı çalışma koşulunu tercih etmekmiş. Ama Türkiye onun fikrini değiştirebilir, "Türkiye'ye ilk 1982'de gelmiştim. Buradaki insanları fotoğraflamak isterim çünkü yüzlerinde yaşam var ama birçok kentte yüzlerde yaşam yerine maske görüyorum" diyor.


'Var olanı korumak istiyorum'
Koudelka fotoğraflarını satıp satmadığı sorusuna sert bir cevap verdi: "Satmıyorum. Magnum'dan gelen gelir bana yetiyor. Zengin değilim ama yeterince param var. Dünyevi şeylere ihtiyacım olmadığı için çok paraya ihtiyacım yok. İnsanların fotoğralara istedikleri ya da önerdikleri yüksek ücretler de bana komik geliyor. Yeterince fotoğrafım var. Bunların hepsini Prag'daki bir müzeye ücretsiz vermeye hazırım".
Basın toplantısı sırasında Magnum'a da değindi sanatçı. Varolanı korumak istediğini, köklerinin geçmişte olduğu ve yeni insanların da bu geçmişten
esinlenmesi gerektiğini anlattı. Bugün modern olanın yarın geleneksele döneceğini söyleyen Koudelka, Magnum'a seçilen fotoğrafçıların tek bir özelliği olması gerektiğini belirtti. 'Alanında en iyi olmaları ve iyi fotoğraf çekmeleri'.
Son dönem çıkan dijital fotoğraf tartışmalarına ise cevabı kısa oldu: "Dünya değişiyor. Yaşam değişiyor. Ben karanlık odaya doğdum. Şimdikiler dijitale".
Koudelka'nın retrospektif sergisi 13 Nisan'a kadar açık kalacak.
 



--------------------------------------------------------------------------------


Yersiz yurtsuz bir gezgin
Koudelka, çektiği fotoğraflar kadar hayat hikâyesi ve yaşama karşı tavrıyla da efsaneleşmiş bir isim. Fotoğrafa, köylerindeki fırıncının teşvikiyle, plastik bir makineyle başlayan Koudelka, uçak mühendisliği öğrenimi gördü ama 'yurtsuz' bir fotoğrafçı olmayı seçti. 1968'de, Prag'daki Rus işgalini fotoğrafladı.
1970'te üç aylığına çıktığı Çekoslavakya'ya 20 yıl sonra dönebildi. Önce İngiltere'ye sığındı, dokuz yıl burada, daha sonra Fransa'da 'sürgün' olarak yaşadı. Bu dönem boyunca Avrupa'da ve dünyada dolaşıp fotoğraflar çekti 'Çingeneler', 'Sürgünler' gibi ünlü temalarını oluşturdu. Yıllarca tek amacı fotoğraf olan yertsiz yurtsuz bir gezgin gibi yaşadı. Baharla birlikte çantasına iki gömlek, uyku tulumu ve bol bol film alarak seyahat etmeye başlayan, gittiği her yerde uyku tulumunda, kimi zaman açıkhavada uyuyan Koudelka kışlarını da bu fotoğrafları basıp üzerlerinde düşünerek, karanlık odasında yatıp kalkarak geçirdi. Her zaman çok az parayla yaşamayı seçti, sadece hoşuna giden siparişleri kabul etti, kendisi için hazırladığı serilerdeki fotoğrafları hiç satmadı.

YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

Bir Coğrafyaya Ait Olmak - Şebnem İşigüzel

BİR COĞRAFYAYA AİT OLMAK

Şebnem İşigüzel *


Hiçbir fotoğraf deniz suyu ile tatlı su kadar birbirinden farklı değildir.


Bazı fotoğrafçıların işlerine baktığımda onların yeryüzünün bir köşesine ait olduğunu düşünürüm. O fotoğrafçılar da benim bu hislerimi desteklercesine kaderlercesine kaderleri ortak coğrafyalara ait fotoğraflarla karşıma çıkarlar.

Bu fotoğraflarda insanlar, yüzler, duruşlar, anlar, ifadeler çok benzer coğrafyalara; bu coğrafyalar üzerinde birbirlerine çok benzer duygulara dayandırılarak kurulmuş hayatlara ait oldukları için su gibi birbirlerinden sertlik oranları, tatları gibi küçücük farklarla ayrılırlar. Hiçbir fotoğraf deniz suyu ile tatlı su kadar birbirinden farklı değildir.


Koudelka’nın fotoğrafları da benim için böyledir; her birisi öldürücü susuzlukta içilen bir bardak su kadar tatlıdır. Efsanevi bir fotoğrafçı olabilmenin ...bütün şartlarını yerine getirmiş olan Koudelka çok açık biçimde bir coğrafyaya ait fotoğrafçıdır. Bana öyle geliyor ki, Koudelka jet sosyetenin ortasında, New York’ta gökdelenlerin dibinde, Cannes plajında denklanşöre basmak istemez. Kuşların söylediğine bakılırsa Magnum aracılığıyla Güney Amerika’ya giden Koudelka içine sinen tek bir kare fotoğraf çekemeden ait olduğu coğrafyaya geri dönmüş. Bu durum “Dünyanın her tarafında fotoğraf çekebilirim” diyenlerin çenesini düşürmüş. Çenesi düşenler de bir fotoğrafçının her durumda, dünyanın her deliğinde iyi fotoğraf çıkartabilmesi gerektiğini söyleyip kendilerini fazlasıyla yormuşlar. Böyle düşünenler için fotoğraf bir “iş” tir. Vizörün arkasındaki gerçekten iyi bir gözdür, iyi bir fotoğrafçıdır her yerde çekecek bir şeyler bulur, imza gibi duran bir üslubu vardır, her yerde işini yapar. Fotoğraf, Koudelka gibi belirli bir coğrafyaya ait fotoğrafçıların “işi” değildir. Fotoğraf olsa olsa onların Allah’ı gibi bir şeydir.


Aslında Magnumcuların fotoğraflarına baktığımızda bu iki durum çok net duruyor. Magnum Fotoğraf Ajansı fotoğrafçılarını satranç tahtası üzerindeki taşlar gibi en uygun yerlere yerleştirmiş. Kimilerini her yere sürebiliyor, kimilerini yalnızca bir yöne doğru oynatıyor, kimileriyle öldürücü hamleyi yapıyor. Bazı fotoğrafçılar yoksulluğun ortasından, masa örtülerine havyar bulaşmış sofralarına kadar her durumun fotoğrafını çekmişler. Bazıları da neleri fotoğraflamaktan hoşlandıklarını çok net ortaya koymuşlar.


Bu durumun sakıncası var mı?

Türkiye’de fotoğraf çekmek istediğini çok sık dile getiren Koudelka, Pascha’da mı denklanşöre basar yoksa ibrenin doğuyu gösterdiği yerde ya da İspanya ya da Portekiz’de çektiği fotoğraflardaki duyguyu avlayabileceği sokak köşelerinde mi? Bu sorunun benzeri 1979 yılında kendisine sorulmuş. Soruyu soran her sorusunun başına “Neden” i ekleyerek Koudelka’yı köşeye sıkıştırdığını düşünmüş. Koudelka da “ Böyle istediğim için” deyip bütün nedenleri cehennemin dibine göndermiş.


Koudelka gibi sessiz ve içe kapanık olmadığı, aksine yaka silkilecek kadar beter birisi olduğu söylenen Salgado ise nedenin ucuna takılmış, neden sefalet, neden çalışan insanlar, neden güç, neden lüksün uzak durduğu köşeler sorularına “Beni etkileyen bu olduğu için” cevabını vermiş.


Aslında iki fotoğrafçının cevabı da aynı hızla çarpışıyor. Temelde ikisinin de kendileri için avlanan avcılar olduğunu düşünmek mümkün. Salgado’nun işçi fotoğraflarını “ait olduğu coğrafyanın fotoğrafları” olarak değerlendirmek elbette saçmalık olur. Onun sadece fotoğrafçı olarak yaşamaktan hoşlandığı bir iklimin varlığından söz edebiliriz. Koudelka iklimini sevmediği köşelere gitmeyen, doğduğu iklimi tercih eden bir fotoğrafçı. Magnum’un yeni diyebileceğimiz kuşağında “ Bir Coğrafyaya ait Fotoğrafçılar” sayıca fazla değil. Bunlar arasında Yunanlı fotoğrafçı Nikos Economopoulos bana kalırsa öne çıkan isimlerden. Fotoğrafçı “In The Balkans” adlı kitabında adından da anlaşılacağı üzere ait olduğu topraklarda dolaşmış. Balkanlar coğrafyasını Türkiye ve Suriye’ye kadar da genişletmiş. Economopoulos size çok dokunabilecek anları yakalamayı başarıp fotoğraflarını değerli kılmış.


Fotoğrafçıların ait oldukları coğrafyada çoğu zaman kötü haber hüküm sürmüyor. Ait olunan coğrafya bazen Guy le Querrec’in objektifine sıkça takılan çılgın eğlencelerin merkezi de olabiliyor. Bu coğrafya bazen Leonard Freed’in fotoğraflarında beyni dağılmış New York sakinlerinin ölü bedenlerinin sınırlarını da çizebiliyor.


Coğrafya meselesinden çok kopuk olsa da; yeryüzündeki iyi fotoğrafçıların coğrafyası hiçbir zaman kapı önünde sümüklü çocuk fotoğrafı çekecek kadar kuraklaşmıyor. İyi fotoğrafçıların adımladığı coğrafyalarda berbat stüdyo ışığında çekilmiş “şeyleri” kimse kimseye kakalamıyor. İyi fotoğrafın ne olduğunun bilindiği coğrafyalarda Koudelka gibi fotoğrafçılar yaşıyor.


* Geniş Açı Dergisi’nin 5. sayısından alınmıştır.


YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

Josef Koudelka


Koudelka çağdaş fotoğrafçılar arasında yüksek düzeyde biçimsel çingene fotoğrafları ile tanınmış bir isimdir. 1962 yılından bu yana Doğu Avrupa, İngiltere, İrlanda, Fransa ve İspanya'yı gezerek geniş çaplı çingene çalışması gerçekleştirmiştir. Koudelka'nın diğer dikkat çeken yönü, kariyeri boyunca hiçbir ticari anlaşmayı ya da dergi çalışmasını kabul etmemiş olmasıdır. Çalışma yöntemi açısından da, hiç bir zaman belli ve sabit bir karanlık odaya sahip olmaması ilgi çekicidir. Bu nedenle halen basılmamış olan çok sayıda fotoğrafının olduğu bilinmektedir. Koudelka çalışmalarında, özellikle de çingene projesinde, homojen bir topluluğun yaşam, dogum, evlilik ve ölüm ritüellerini fotoğraflayarak zengin bir koleksiyon oluşturmuştur.

Koudelka'nın Çingene fotoğraflarına yöneltilebiecek en önemli eleştiri, aşırı düzeyde formel olmalıdır. 1962-1970 yılları arasında Prag Divaldo tiyatrosunda, sürdürduğu sahne fotoğrafçılığı deneyimi ile paralel olarak çingene projesi, biçimsel olarak, tiyatro deneyiminden izler taşımaktadır. Kareler göz önüne alındığnda, genel yapı itibari ile kurulan atmosferin ile fotoğraflanan nesne ve kişilerin, form ve duruşlarının teatral olduğunu söylememiz mümkündür. Aynı zamanda projenin yayınlanan fotoğraflarının kurgusuna bakıldığında, ölüme dair fotoğraflarda, az sonra perde kapanacakmışcasına törensel bir duruş söz konusudur.
Kodudelka'nın 1970 yılında ana vatanı Çekoslavakya'yı terk edip İngiltere?ye yerleşmesi kariyeri açısından önemli dönüm noktalarından biridir. Prag'da 1968 yılında yaşanan Dubcek'in liberalleşme politakalrının destekçisi olan Koudelka, 68 Prag Baharını Brejnev tankarı tarafından yıkılması ile umutsuzluğa düşmüş ve iki yıl sonra ülkesini terk etmek zorunda kelmıştır.


Bu gelişmenin ardından sürgün günlerinde çektiği fotoğraflarını "Exiles/Sürgünler" adlı kitapta toplumıştır. Exiles kitabı önceki çalşmasından daha olgun ve daha gözleme dayalı öğelerle karşımıza çıkmaktadır, Koudelka?nın Exiles çalışması "öteki"ni tanımaya çalışan bireyin mücadelesi şeklinde de okunabilir. Ötekine ait simgeler, göstergeled vğ işaretler, ardıl çalışması "Chaos"a kaynak oluşturacak şekilde Exiles?da yer almaktadır. Kitabın kurgusu da, ayrıca bir hikaye bütünlüğü içerisinde Kodudelka kimliğindeki yabancının öyküsünü anlatmaktadır. Kitabın açılış fotoğrafı, bu öykünün ilk basamağını oluşturur. Pragın normal günlerde en işlek meydanlarının birine doğrultulan objektif, meydananın olağan dışı boşluğunu yansıtırken, sanatçının kendi kolunu da (öğlen saati olduğunu gösteren kol saatiyle birlikte) karenin içine sokması, hem kendisi için hem de izleyici için yeni bir öykünün başladığını işaret etmektedir. Exiles'da 1971 yılında tanıştığı Bresson'un "Mutlak An" yaklaşımından izler bulmamız mümkündür. Mutlak An iye birlikte Çingenelerde söz konusu olan teatral atmosfer dağılmış, onun yerine biçimsel ancak anlık fotoğraflar geçmiştir.

Exiles'ın ardından Koudelka daha simgesel bir anlayışla, Chaos albümünde Panaromik görüntüler oluşturur. İlk iki çalışmasından farklı olarak kimi zaman aşırı derecede soyutlamaya dayanan yeni bir yönelim söz konusudur. Chaos'la birlikte gelişen Theo Anglepoulos un "Ulis'in Bakışı" filminin sahne çekimleri, panaromik fotoğrafı daha yalın biçimlerde kullanmasına örnek gösterilebilir.




Josef Koudelka Galerisi İçin TIKLA

YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

top