Image Hosted by ImageShack.us

Kortejo "Aile Evleri"-Birol Üzmez-Fotoğraf Gösterisi

Kortejo “Aile Evleri” Fotoğraf Gösterisi
Değişmeyen tek şey yoksulluk

Yoksul Musevilerin aile evleri, şimdi yoksul Türklerin evleri


İzmir’e özel bir yaşam biçimi Musevi aile evleri (kortejo), 450 yıldan sonra artık yoksul İzmirli ailelerin, kimsesizlerin sığınağı oldu. İspanya’dan göç eden yoksul Musevilerin birbirine omuz vererek yeni hayatlarına uyum için bir arada yaşadıkları kortejolar, şimdilerde hayata tutunmak için yaşadıkları dört duvardan güç alan yoksul ailelerin, kimsesizlerin, yalnızların ,garibanların ve kaybolmuşların yeni mekanı. Birçoğunun benzer hikayelerle,... kelimenin tam anlamıyla hayatın sillesini yiyen, genç, yaşlı, kadın erkek, çocuk aynı avlunun içinde, aynı kaderi paylaşarak hayata tutunmaya çalışıyor. Kaderleri gibi kullandıkları mekanlarda ortak olan bu insanların hayatları, aslında yarın neler yaşayabileceğimizin göstergesi…

Zamanın bir yerinde içinde yaşayan yoksul Musevilerle anlam kazanmış Aile Evleri’nin son örnekleri, bugün kaderine terk edilmiş halde bizlere artık başka öyküler anlatıyorlar.

İfod ve Simurgphotos üyesi Birol Üzmez’in objektifine yansıyan, gerçek yoksulluk hikayeleri 7 Mayıs 2009 Perşembe günü saat 19.00 da İzmir Sanat Oditoryum Salonu’nda fotoğraf ve İzmir tutkunları ile bir araya gelecek.



Fotoğrafları Büyük Boyda İzleyebilmek İçin Üzerlerine tıklayabilirsiniz












Click for English text

YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

Sergi Odası’nda Fotoğraf Dolu Dört Gün


Fotoğraf:Alaaddin Kara



Zonguldak Sergi Odası, Mart ayı programı’nda 4 gösteri, bir sergi ve bir anlatıma yer verecek.

3 – 4 – 5 - 6 Mart 2009 tarihlerinde gerçekleşecek etkinlikler 3 Mart Salı günü saat 17.45’de Birol Üzmez’in “Madenciler” başlıklı gösterisiyle başlayacak.

4 Mart Çarşamba günü saat 17.30’da Birol Üzmez’in katılımıyla “ Mortakya Roman Kahramanları” sergisi açılacak. Aynı gün, saat 18.00’da ... SimurgPhotos’dan Gökhan Bedir’in “ 800 Derece “, saat 18.30’da Soner Yaman’ın “ Batak “ isimli gösterileri yapılacak.

5 Mart Perşembe günü Alaaddin Kara’nın “ Yeraltında Başka Bir dünya “ başlıklı gösterisi, 6 Mart Cuma günü İbrahim Akyürek’in Dünya’dan ve Türkiye’den örneklerle anlatacağı “ Fotoğraf ve Sansür “ konulu sunumu yapılacak. Bu iki etkinlik saat 17.45’de başlayacak.


Dört gün sürecek fotoğraf etkinlikleri; 3 Mart 2003 tarihinde Kozlu ve 7 Mart 1983 tarihinde Kandilli’de grizu’da yitirilen 366 maden işçisinin anısına düzenleniyor.


Etkinlikler boyunca; Zonguldak Limanı yakınındaki madenci anıtına gereken özenin gösterilmesi için hazırlanan dilekçe imzaya açılacak.


0- 372 252 17 59 > www.67sergi.blogspot.com


Birol Üzmez




Gökhan Bedir



Soner Yaman


YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

National Geographic Ulaslararası Fotoğraf Yarışması



National Geographic tarafından yerel edisyonların işbirliği ile düzenlenen 2008 yılı Uluslararası Fotoğraf Yarışması'nın Türkiye ayağı sonuçları belli oldu.
Bu sonuçlara göre: 741 katılımcının 3375 fotoğrafla başvurduğu yarışmada İzmir Fotoğraf sanatı Derneği (İFOD) ve Simurgphotos üyesi , Birol Üzmez Tire Bandosu fotoğrafıyla İnsan kategorisinde birinci oldu.
Birol Üzmez NG'nin Washington D.C. 'deki merkezinde yapılacak olan uluslararası yarışmada Türkiye'yi temsil edecek.

Ayrıntılı bilgi için linkine bakınız.

http://nationalgeographic.com.tr/ngm/fotografyarismasi/turkiyeelemeleri.htm


İzmir'i terk eden Yunan ordusunun askeri bandosunun ardında bıraktığı enstrümanlarla 1923'te kurulan Tire Bandosu, Birol Üzmez'e NG yarışmasında "İnsan" kategorisinde birincilik ödülü getirdi. 85 yıllık Tire Bandosu'nun elemanları hâlâ müzelik müzik aletlerini çalıyor.
TİRE BANDOSU

Kurtuluş savaşında İzmir in Tire İlçesinde Yunan ordusunun geride bıraktıkları müzik aletleriyle kurulan tarihi Tire bandosu altın çağını 2. dünya savaşında Çekoslovakya'nın Nazi işgalinden kaçarak Türkiye ye sığınan Mösyö Slavo döneminde yaşamıştır. Adnan Saygun ve Cemal Reşit Rey gibi büyük müzisyenlerle çalışan Mösyö Slavo, İsmet İnönü, Mareşal Fevzi Çakmak, Celal Bayar,Prof. Afet İnan, Ali Çetinkaya ve Kazım Özalp gibi devlet büyüklerini karşılamak üzere Bando Şefi olarak davet edilmiştir. Nazilli Sümerbank Basma Fabrikasının açılışı için Tire Bandosu özel bir trenle Nazilliye gönderilmiş ve bando İstasyonda Mareşal Fevzi Çakmak'ı karşılamıştır.

85 yıllık efsanevi Tire Bandosu,bu tarihi gerçekler açısından Cumhuriyet dönemi Türkiye'sinde kurulan ve halen varlığını sürdüren ilk bandolardan biri olma özelliğini taşımaktadır.
Tire Bandosu , yerel esnaf olmak üzere, çoğu belediye çalışanları ve emekli astsubaylardan kurulu 30 kişilik ekibiyle Şef Turgut Asma yönetiminde faaliyetini Tire Belediyesi himayesinde aktif olarak sürdürmektedir.

Bana ödül kazandıran fotoğraftaki bando elemanlarından, Ayakta duran Klarnetçi Yılmaz Taşkıran 1935 doğumludur. 1958 yılından beri bandoda olup asıl mesleği urgancılıktır.1937 doğumlu Trampetçi Burhan Mercanoğlu 1954 yılında bandoya girmiş en eski bandoculardandır.71 Yaşındaki Burhan Mercanoğlunun asıl mesleği saat tamirciliği olup belediye fen işlerinden emeklidir. 1934 doğumlu Trompetçi Mustafa Ali Erkoğlu bandonun en yaşlı üyesi olma sıfatıyla 1958 yılından beri bandoda görev yapmaktadır. Asıl mesleği mobilyacılıktır.
YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

Birol ÜZMEZ : MADENCİLER FOTOĞRAF GÖSTERİSİ


MADENCİLER FOTOĞRAF GÖSTERİSİ

Dünyanın en zor mesleğini yapan madencilerin sevgileri, dilekleri, çocukları, dostlukları, karaya çalmış özlemleri, umutları, zor çalışma koşulları kısacası tüm yaşamları bu karelerde bir araya geldi.

İfod ve Simurgphotos üyesi Birol Üzmez'in Zonguldaklı maden işçilerinin yaşamını belgelediği 200 fotoğraftan oluşan dia gösterisi 30 Ekim 2008 Perşembe günü ... saat 19.30 da İzmir Sanat Oditoryum salonu'nda gerçekleşecek.

Üzmez'in 1989 -1993 yılları arasında Zonguldak'ta gerçekleştirdiği çekimlerinde Madencilerin 1990 yılındaki grevi ve Ankara yürüyüşü ile 1992 yılında 213 madencinin ölümüyle sonuçlanan Kozlu grizu faciası da fotoğraflarının arasında yer alıyor.

BİROL ÜZMEZ

Zonguldaklı maden işçilerinin iş ve günlük yaşamlarını fotoğrafladığım bir dönemde , 1990 yılının Kasım ayında, Zonguldak Grevi yaşandı. İşçisinden esnafına tüm Zonguldak'ı harekete geçiren grevde, işçiler, 36'ncı günden sonra Ankara yoluna düştüler.

Zonguldaklı madencileri fotoğrafladığım dönemim üzerinden 18 yıl geçti. 2008 yılında tüm arşivimdeki binlerce fotoğrafı tek tek ayıklayarak içlerinden 200 kadarını seçtim ve bir fotoğraf gösterisi haline getirdim. Yıllarca gözüm gibi koruduğum negatiflerimi tıpkı maden ocağından gün ışığına çıkan madenciler gibi ilk kez gün yüzüne çıkarmanın heyecanıyla doluyum. Bu gösterimde, Madencinin çilekeş yaşamlarını, çalışma, barınma koşullarını grev ve yürüyüş görüntüleriyle birleştirerek sunmaya çalıştım.

Kömür madeni şehri olan Zonguldak'ta doğdum ve büyüdüm. Bu avantajla maden işçilerinin yaşamına içeriden bir gözle bakmaya çalıştım.
Fotoğraflarımın tamamı siyah beyaz negatif ve diapozitif fotoğraflardan oluşmaktadır

biroluzmez@gmail.com
www.simurgphotos.org
GSM . 0 505 3173001








YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

SANATÇI OLMAK VEYA BİRAZ ÇİNGENE OLMAK


SANATÇI OLMAK VEYA BİRAZ ÇİNGENE OLMAK

“Ben Çingenelerle oradan oraya sürüklenmek isteyen bir çocuktum hep." Jill Freedman

Yeryüzünün hangi sanatsal döneminde sanatçı, izleyicisi ve sanatına malzeme ettiği insanları kendisi ile aynı düzlemde tuttu? Ya sanat tüketicisi, sanatçıyı gerçekten hep beğenerek mi alkışladı? Soruların yanıtlarını ararken karşımıza ne yazık ki olumlu bir tablo çıkmıyor. Sistem, bir biçimde insanları gruplaştırarak ve birbirleriyle çatıştırarak, bir başka deyimle yabancılaştırarak uygarlığı yarattı.

Uygar yaşam elbette bazı değerleri değiştiriyor. Sanat ve sanatçıyı ... 18. Yüzyıl değerlerinden ayrı bir noktaya taşıyor. Bu noktada sanatçı, artık o ulaşılmaz, tanrısal kimliğini gözle görülür derecede yitirir oldu.

Sanatçı kimi zaman toplumsal sorunlara, çağın yapılandırdığı bunalıma değinirken, kimi zaman da sanki hayat bambaşka biçimde dönüyormuş gibi düşsel bir evrenin içine izleyicisini hapsederek sorunlarını unutturacak ölçüde dış gerçeklikten uzaklaştırır… Ve tüm bunları estetik bir çaba içinde gösteren sanat işleri ile gerçekleştirir. Dış dünyadan sıyrılmayı, izleyicisini büyülemeyi, beğenilmeyi arzu eder. Öte yandan kendisi hikâyenin neresindedir, yansıttığı sancıyı ne kadar içselleştirmiştir?

Ancak ilginçtir ki kendisini ayrı bir noktada tutan sanatçı, yine asla izleyicisi ile ürününün malzemesi olarak gördüğü insanları ile barışık da bulunmaz. Sanatsal işlerini sergilerken, tüketicisine, ürününü sunar, “ bakın bunlar işte böyleler” der, ama kendisi ne onlar gibidir ne de izleyenler gibi. O; yabancı, yalnız, ayrıksı, bir ötekidir… Kendi ile onlar arasında hep bir mesafe vardır… Kimi zaman izleyicisini gösterdiği olaylara ve durumlara karşı duyarsızlıkla suçlar gibidir. “Bakınız ey duyarsız insanlar, burada yaşanan hayatların ben farkındayım ve siz hala göremiyorsunuz” der. Kimi zaman da yarattığı o harika dünyanın büyüsüne insanları toplamak ve tapınılmak ister…

Büyük fotoğrafa baktığımızda sayısız bienalleri, ödülleri, sergileri, kokteylleri ve artan entelektüel mafyayı görüyoruz. Yine bakıyoruz sıradan izleyicisi ile asla sahici dostluk geliştiremeyen sanatçı, kendi meslektaşlarıyla da barışık değil. Rekabetin değişmez bir zemin olarak yer aldığı bu dünyada birbirlerinin eserlerine karşı objektif bir sanat tüketicisi olamıyorlar ne yazık ki.

Kanımca bu noktadan bir adım öteye gidebilmek için sanat üreten kişi okumak zorundadır, dünyayı anlamak zorundadır ve iddia ettiği yeninin, eskiden günümüze kadar geldiği süreci iyi bellemeli ve onun üzerine yeni bir şey yazdığının bilincinde olmalıdır. Diğer bir deyişle bu zor farkındalık yolculuğundan geçmelidir sanatçı ilk önce… Bu iflah olmaz kendini beğenme tutkusundan vazgeçebilen, düzenin neresinde durduğunu bilen, üretirken kendini daima besleyen ve diğerleri ile yan yana duran, yukarıdan bakmayan ve kürsüde olup tapınma beklemeyen bazı sanatçılar da var elbette tüm bu genellemeden sıyrılan…

Proje danışmanlığını yapmaya kendi isteğimle karar verdiğim Birol Üzmez, yeni bir sergiye hazırlanıyordu. “Roman Kahramanları” adını verdiği fotoğraf sergisinde Çingeneler, onun kendisini arka planda tutup bize gösterdiği kahramanlarıydı… Son derece coşkulu, desteğe açık, kendi adına hiçbir ego-fayda beklemeyen tavrı ile sıcak, keyifli bir çalışma gerçekleştirdik. Tüm fotoğraflarının seçimi, tonlamaları, gösterisi, kavram metni ve sergisinin baskıya hazırlanması için çalışırken ben de onun kahramanları ile tanıştım.

Sergi açılışını elit bir galeride sadece sanat izleyicisine hitaben yapmak istemiyordu. Çingenelerle uzun süredir birlikteydi ve sergiyi de neredeyse onlarla yaşadığı mahallede ve onlarla kol kola yapmayı tercih ediyordu. Açılış günü dar sokaklardan geçerek biz de ilk defa o mekâna girdik ve sokağın başından hissedilen müzik, alkışlar, fotoğraflarından tanıdığım gülümseyen yüzler, kanlı canlı karşımızdaydı. Bir sanatçının sergisi değil, adeta onların şenliği ve bayramıydı. Her şey kendi doğallığında gelişiyor ve sokakta müziğin ritmi ile ortaya atılan, her zamanki gibi nazlanmadan oynayan Çingeneleri ve fotoğraflarını, Birol da bizlerle birlikte keyifle izliyordu. Projesinin yüzlerini oluşturan Çingeneler ve izleyicileri ile bu şenlik içinde alçak gönüllü bir sahicilikle kucaklaşıyordu. O, insanların yaşamlarını gösterip kendini farklı bir noktada tutmanın peşinde değildi, tam tersine o gün sadece onları mutlu etmenin peşindeydi… Çocuğunu kucağına kaptığı gibi sergiye koşan kadınlar, sokakta oynayan çocuklar, evinin penceresinden coşkuya katılan yaşlı teyzeler, amcalar, son derece dikkat ve neşe içinde duvardaki fotoğraflarını izlerken aralarında konuşuyorlar “… A be baksana bu bizim kalaycının karısı değil mi. Ya da aman be yav beri bak ben de çıkmışım” Salonda, Roman müzikleri eşliğinde 200 fotoğraflık gösteri başladığında ise yine sevinç ve pür dikkat izlerlerken kulağıma “ film gibi çok şugar olmuş, keşke benim nişanıma da gelse” sesleri geliyor ve düşünüyorum, hangi izleyici bir sanat eserinin bu kadar içine girebilir ve sanatçıya bu kadar müteşekkir bakabilir? Sokaktan ayrılırken kulağımdaki müzik, zihnimdeki görüntüler ve içimdeki odaları boyayan renkleriyle artık ben de bir yanımla Çingene’yim.


İlke Veral

http://www.ilkeveral.net

YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

‘Eskimiş’ Bir Semtin Fotograflari -Birol Uzmez


‘Eskimiş’ bir semtin fotoğrafları

Emine Uyar

Roman mahallelerinin başına gelenlerden etkilenen Birol Üzmez, eskimiş semtleri fotoğraflamaya başlamış

Fotoğraf sanatçısı Birol Üzmez’in “Mortakya-Roman Kahramanları” sergisi,..... Selahattin Akçiçek Kültür Merkezi’nde geçtiğimiz günlerde açıldı.
Kentsel dönüşüm kapsamında İstanbul’da Sulukule’nin başına gelenlerden sonra ‘Ege Mahallesi’ni mutlaka belgelemeliyim’ diyerek yola çıkan Üzmez’e, bu yolculukta çektiği fotoğraflar üç ödül kazandırdı.
“Kentsel dönüşümle birlikte her şey gözünüzün önünde birden hızla yok olmaya başladı” diyen Üzmez, Ege Mahallesi için şimdilik somut bir kentsel dönüşüm planının olmadığını, ama bu konuda büyük bir ‘potansiyel’ oluşturduğunu belirtiyor.
1993 yılında Tariş Genel Müdürlüğü’nde çalışmaya başlayan Üzmez, o yıllarda kurdukları fotoğraf grubu ile Mahallede bulunan Tariş Pamukyağı Kombinası’ndaki işçilere yönelik slayt gösterileri düzenler. Fabrikaya gidip gelirken içinden geçtiği Ege Mahallesi o zamanlar ilgisini çeker.


Her şey sokakta

İFOD ve Simurgphotos üyesi Birol Üzmez ve eşi, İzmir’de yaygın bir ‘şehir efsanesi’ olan, “Oraya girmeyin tehlikelidir” sözüne aldırmadan çalışmalara başlarlar. Orada yeni kurulmuş olan Roman Derneği de işlerini kolaylaştırır.
Çekimlere ilk olarak 6 Mayıs’ta Hıdırellez kutlamaları ile başlar Üzmez. Sonra bütün bir yaz boyunca defalarca mahalleye giderek kına gecesi, sünnet töreni, nişan, düğün gibi ritüelleri belgeler. Tabii mahalledeki günlük yaşam da yansır fotoğraflara.
“Çok eğlenceli geçiyor düğünler, her şey sokakta yaşanıyor” diyor Üzmez. Önceden düğün gibi eğlenceler, klarnet, ut, kanun, darbukadan oluşan ‘ince saz’ eşliğinde olurmuş. Bu gelenek yavaş yavaş yok olmaya başlamış ve daha ekonomik olduğu için org tercih edilmeye başlanmış.
Fotoğrafların bütününde ilk göze çarpan şey, Çingenelerin ten renklerini aslına uygun olarak yansıtan renk tonu. Bu tonun elde edilmesi İzmirli fotoğraf sanatçısı İlke Veral’in katkıları ile olmuş.

Tepecikli… Mor Takkeli…

Ege Mahallesi’nde yaşayanlar oraya Mortakya diyor. Bu ismin nereden geldiği hakkındaki rivayetler ise muhtelif. Üzmez, 1910’larda Selanik’ten göç eden mahallenin en yaşlısı ile yaptığı söyleşiden edindiği bilgileri aktarıyor: “Mahallede Rumlardan kalma bir kilise var. Hâlâ dört duvarı duruyor. Eskiden mor bir çatısı varmış. İzmir’in neresine çıkarsanız çıkın, o kilisenin mor kubbesi mutlaka görünürmüş. Orada yaşayan insanlara ‘Nerelisin sen’ diye sorduklarında, ellerini uzatarak ‘Mor Takkeliyim’ derlermiş. Mor Takke zamanla Mortakya olmuş.” Hatta şarkılarda da yerini almış; “Tepecikli… Mor Takkeli…” şeklinde.
Bu kelimenin aynı zamanda ‘birlikte yaşanılan yer’ anlamına geldiğini de aktarıyor Üzmez.

Akvaryumdaki balıklar

“Bir fotoğraf çektiğinizde biraz sonra o fotoğrafın çok bir esprisi kalmayabiliyor. Çünkü çok kısa bir süre sonra az önce çektiğinizi gölgede bırakacak bir olay gelişebiliyor” sözleriyle anlatıyor Üzmez mahallede fotoğraf çekerken yaşadıklarını.
Ege Mahallesi’nde yaşayanların orayı bir akvaryuma benzettiğini anlatıyor Üzmez. Bütün yaşamlarının orada geçtiğini ama artık akvaryumun içinde yaşayan balık olmak istemediklerini belirtiyor. “Toplum tarafından hor görüldüğü zaman insanlar kendi kabuklarına çekilip orada bir dünya oluşturuyorlar. O yüzden de son çabalarla akvaryumdan çıkıp özgür olmak istiyorlar” diyor.
Mortakya fotoğrafları, National Geographic dergisi Türkiye ayağının düzenlediği fotoğraf yarışması ile İstanbul Şalom gazetesinin düzenlediği “Barış” konulu yarışma ve Om Yayıncılık’ın düzenlediği “Modern Kentin Kaosu” konulu yarışmalardan ödüller kazandı.

Bir sonraki istasyon…

“Asırlar önce Çingenelerin yaptığı gibi bir kere yolcuğa çıktığın zaman nerede duracağını insan bilemiyor” diyen fotoğraf sanatçısı Birol Üzmez, Ege Mahallesi ile başladığı yolcuğu İzmir’in “eskimiş” semtlerinde devam ettirmeyi planlıyor: “Her kapı başka bir kapıyı açıyor. Yeni bir pencere doğuyor. Mahalleye giderken metroyu kullandık. Hilal İstasyonu’nda iniyorduk. Hep şu anonsu duyduk: ‘Bir sonraki istasyon Hilal.’ Sanırım bizim de yolculuğumuz devam edecek ve bir sonraki istasyonumuz galiba Hilal olacak.”

Birol ÜZMEZ Biyografisi İçin TIKLA


(İzmir/EVRENSEL)
http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=20741

YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

Birol Üzmez - Mortakya Röportajı



" Fotoğraf çekerken insanların yaşamlarına müdahale etmem. Neyse onu çekerim. Fotoğrafı çektikten sonra bir şey ekleyip çıkarmam, boyamam. Neyi çekmişsem odur. "

Uzun yıllar Zonguldak'ta madenci işçilerinin yaşamlarını "içeriden bir gözle" belgeleyen fotoğraf sanatçısı Birol Üzmez, bu kez İzmir Ege Mahallesi'ndeki Romanlarla 5 ay gibi uzun bir zaman geçirdi. Çalışmanın sonunda, izleyenlere, zamansızlık ve mekansızlık duygusuyla birlikte "bu fotoğraflar yaşıyor" dedirten 'Mortakya-Kahraman Romanlar' fotoğrafları çıktı.

İzmir Fotoğraf Sanatçıları Derneği ve Simurgfotos üyesi Birol Üzmez, bize 'Kahraman Romanları', dayanışma ruhuyla birlikte yaşayan mahalle kültürünü, çalışmanın ardından kalan dostluk ve arkadaşlıkları anlattı. Üzmez ile temel aldığı 'magnum' ve belgesel fotoğrafçılığını, dijital fotoğraf makinelerinin fotoğraf sanatına etkilerini de konuştuk. Fotoğrafçılığa başladığı andan itibaren belgesel çeken Üzmez, "Fotoğraf çekerken insanların yaşamlarına müdahale etmem. Neyse onu çekerim. Fotoğrafı çektikten sonra bir şey ekleyip çıkarmam, boyamam. Neyi çekmişsem odur"..... diyor.

'Mortakya- Kahraman Romanlar' sergisi nasıl oluştu?

Ege Mahallesi'nde Mayıs ayında Hıdrellez Şenlikleri kutlamaları yapılıyor. Geçtiğimiz Mayıs ayında eşim ile birlikte Ege Mahallesi'ndeki Romanların yaşamlarını belgelemeye karar verdik. Bu mahalle, aslında, uzun zamandır fotoğraflamayı düşündüğüm bir yerdi. Çünkü hem mekan hem de yaşam olarak buranın bir an önce belgelenmesi gerektiğine inanıyordum. Ege Mahallesi, 'kentsel dönüşüm' projesi kapsamında. Önümüzdeki günlerde çok hızlı bir değişim geçireceği için çekmeye karar verdik.

Bildiğim kadarıyla uzun bir çalışma oldu. Çalışmaları nasıl yaptınız?

Mayıs ayından altı ay kadar önce mahallede, Ege Roman Dayanışma Derneği kuruldu. Derneğin kurulması bizim çalışmamızı kolaylaştırdı. Derneğin de yardımı ile oradaki insanlara, ne yapmak istediğimizi anlattık. Dernek ve mahalle halkı bize güvendi ve çalışmalara başladık.



Nereleri çekmeye çalıştınız?

Düğün ve sünnet törenlerini, kına gecelerini belgeledik. Çalışma 5 ay sürdü. 5 ay boyunca hemen hemen her hafta sonunu orada geçirdik. Çekim sırasında çok yakın dostluklar kurduk... Bütün hikaye mahallenin içerisinde geçiyordu.

Dostluk ve insanlık kaldı

5 ay gibi uzun bir süre Ege Mahallesinde kaldınız? Bu çalışma ve Romanlar size ne bıraktı? Nasıl bir iz bıraktı?

Dostluk ve insanlık kaldı. Biz, onların yaşamlarına tanık olduk. Ve birbirimize alışmaya başladık, artık tatil günlerinde Alsancak ya da Konak'a gitmek yerine, o mahalleye gitme isteği doğdu içimizde. Çünkü unutmaya yüz tutulan bir mahalle kültürü orada hala geçerdi. İnsanların birbirlerine olan ilişkileri, dayanışmaları ve dostlukları orada hala var. İnsan oraya gittiğinde kendini başka bir dünyada gibi hissediyor. Onların keyifli ve eğlenceli yaşamlarına birebir tanık oluyor, mutlu oluyor.

Eğlence ve keyif duygusunun hakim olduğu bir mahalle ya da kültür mü?

Aslına bakarsanız orada her an her şey olur. Eğlenmeyi çok seviyorlar, günü birlik yaşıyorlar. Sonuna kadar mutlu bir şekilde yaşamak istiyorlar. Müzisyenler var. İyi müzisyenler çıkmış zamanında mahalleden. Faytoncular var mahallenin içinde.

Bu çalışmanın mahalledeki insanlara katkısı ne oldu?

İnsanlar var olduklarını anlamaya başladılar. Fotoğraflarla biraz kabuklarını da kırdılar. İleriye dönük düşüncelerini korkmadan hayata geçirmeye çalışıyorlar. Kendi içlerinde örgütlenmeye başladılar. Dernekler bir araya federasyon çatısı altında bir araya gelecekler.

'Onlar gibi olmak zorundasınız'

Siz daha önce Zonguldak'ta da maden işçilerini çektiniz. Ve fotoğraflarınız bana, içerden bir göz yani madencilerin içinden çekilmiş bir fotoğraf duygusu veriyor. Ege Mahallesi'nde de aynısını görüyoruz. Bu bir avantaj mı getiriyor size?


Öteki türlü, dışarıdan bir gözlemci gibi baktığınızda oradaki hayatı tam olarak yansıtamıyorsunuz. Onlar gibi olmak, onlar gibi bakmak zorundasınız. Yani onların içine girdiğinde kendini nasıl hissedeceksin, nerede duracaksın? Dışarıdan biri gibi baktığında o samimiyeti ve doğallığı yakalayamıyorsun. Tepeden de bakmayacaksınız. Onların hayatlarına müdahale etmeden, onların yaşamlarının bir parçasıymış gibi çekeceksiniz. Biz onların yaşamlarına müdahale etmiyoruz. Onlar da biz yanlarında yokmuşuz gibi davranıyorlar. Nasıl yaşıyorlarsa öyle oluyorlar. Zaten ortada doğal olmayan bir durumu hissettiğimizde çekimi erteliyoruz.

Konulu bir çekim yaptınız… Bunun ön fizilibilitesi nasıl oldu?

Eşim Tülin ile beraber bu çalışmayı yürüttük. Fotoğrafta kendimize yakın bulduğumuz bazı isimler var. Örneğin Ara Güler. Dünyada takip ettiğimiz ve Magnum ekolü dediğimiz bir ekol var. Magnum fotoğraftaki gerçekçiliktir. Romanlar üzerine çalışan dünyadaki en önemli fotoğrafçı Jozsef Koudelka'dır. Koudelka Çek bir fotoğrafçıdır. Çalışmadan önce, onun fotoğraflarını inceledim. Bana öncü oldu. Filmleri seyrettik. Tony Gatlif'in filmleri ve müzikleri bize hep örnek oldu. Bizden önce de sonuçta Romanlar başkaları tarafından çekilmişti. Sen de aynı konuya giriyorsun.

Bu durumda tekrara düşme tehlikesi var.

Evet. Ayrıca yapamama riski de var. 'Ben ne yapacağım' diye çok düşündüm. Timurtaş Önen var. İstanbul'daki Romanları çekmiş. Nazım Alpman'ın kitapları var. İlk defa denenmiş bir konu değil. İçtenlik ve samimiyet, nereden baktığın ve neyi anlattığın çok önemli. O duyguyu yakalayamadığınızda o hikayeyi anlatamıyorsunuz. Bizim fotoğraflarımıza bakanlar, zamansızlık ve mekansızlığı görüyorlar. 'Burası İzmir'i, neresi?' diye soruyorlar. En çok sorulan soru ise 'hangi ülke?' Meksika, Küba ya da İspanya'ya benzetenler çok oldu. Ege Mahallesi çok ilginç bir yer. Dünyadaki bütün Romanların sentezi gibi. Oraya gittiğinizde başka bir yerde hissediyorsunuz kendinizi. Mahalle bütün yönüyle yaşıyor.

Zonguldak için de aynı duyguyu hissetiniz mi?

Romanlar ve madenciler birbirlerinden çok farklı olmakla beraber birbirleriyle çok paraleller. Benim şansım, Zonguldak'ta yaşayan bir insan olmamdı. Evimin karşısında kömür ocakları vardı. Madencilerle beraber büyüdüm. Burada ambulans sesi duyduğumda farklı algılarım ama orada duyduğumda anlarım ki, bir ocakta göçük olmuştur. Büyük işçi grevlerine, maden ocaklarındaki göçüklere tanık oldum. Belgeledim. İşçilerden biriymiş gibi bakarak çektim. Çünkü, sıcak ve samimi olan da buydu.

Ege Mahallesi'nde de, ona yakın duyguları hissettirmeye çalıştım. İçeriden bir göz olarak bakarak çektim. Zonguldak'taki çalışma koşullarımız farklıydı. Filmli çalışıyorduk, filmi idareli kullanmak zorundaydık. Bazen tek kare çekmek zorunda kalıyordunuz ve en doğru kareyi çekmek zorundaydınız. Romanlarla çalışırken dijital teknolojinin getirdiği avantajlar vardı. Ama filmle çekmeniz ile dijital ile çekmeniz arasında fotoğraf açısından bir değişiklik yok. Çünkü aynı şeyi görüyorsunuz. İkisinde de vizörden bakıyorsunuz. O vizörden baktığınızda gördüğünüz öyküyü, filme ya da hafıza kartına zapt ediyorsunuz.

Herkes herşeyi çekiyor, ama...

Dijitalin olumsuz bir etkisi olmadı mı fotoğraf sanatına?

Herkes fotoğraf çekmeye ve her şeyi çekmeye başladı. Bu sefer de ortaya fotoğraf çıkmamaya başladı. Herkesin elinde milyarlık makineler var, teknoloji son derece ilerledi. Ama başkasının çektiğini taklit ediyor. Ortaya yeni bir şey çıkmıyor. Günübirlik tüketim peşinde insanlar. Devir şov devri. Bir televizyon kanalı tanıtımında 'hayat bir şovdur' diyor. Herkes o şovun peşinde. Eskiden daha iyi fotoğraflara tanık oluyorduk. Herkes iyi bir şey üretmenin peşindeydi, şimdi ise tüketmenin peşinde...

Evet, şu anda dışarıda belgelenmesi gereken bir durum var.

Belgeselin en güzel tarafı bu. Hayat o kadar hızlı akıyor ki. Az önce biz buraya gelirken, Kıbrıs Şehitleri Caddesi'nde yürüyorduk. Ama röportaj bittikten sonra bu kafeden çıktığımızda yürüyemeyeceğiz. Çünkü Alsancak'ı su bastı ve muhtemelen kafeden çıkamayacağız. İşte belgesel fotoğraf burada devreye giriyor. Çektiğiniz zaman, Alsancak'a su bastığı tarihe geçmiştir artık ama bunu çekmezseniz tarihte nereden bileceksiniz, Alsançak'ı 10 Kasım günü su bastı. Belgesel fotoğrafın en güzel yanı bu; belgeciliği.

Hayatları roman gibi

Ben yeniden sergiye dönmek istiyorum. Serginin adı Mortakya Roman Kahramanları… Neden?

Bunların hepsinin bir göndermesi var. Semtin adı Kahramanlar. İzmir'in kurtuluşuna kadar iniyor bu isim. Roman kelimesini ise iki anlamda kullandık. Kahramanlar'da yaşayan halkın adı bu. Bir de edebiyat türü. Onlar hem bir roman kahramanları, hem de Kahraman semtinde yaşıyorlar. Hayatları bir Roman gibi. Mortakya da oranın en eski ismi.

Son sorum; Ege Mahallesi'ndeki çalışma bitti mi? Yeni çalışma alanı ne oldu?

Ege Mahallesi'ndeki işimiz bitecek gibi gözükmüyor. Konu devam ediyor. Roman müzisyenlerini çekeceğiz. Çekimler sırasında çok fazla Roman müzisyenle karşılaştık. Onları belgeleyeceğiz.

A. CAN DEMİR - YENİ ÖZGÜR POLİTİKA
ANF/İZMİR


Birol ÜZMEZ Biyografisi İçin TIKLA



YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

Birol UZMEZ Biyografisi


Uzun yıllar yaşadığı Zonguldak’ta maden işçilerinin yaşamlarını fotoğrafa yansıtan Birol Üzmez, 20 Ağustos 1960 tarihinde Akçakoca’da doğdu. Baba mesleği olan fotoğrafla sanatsal anlamda 1984 yılında ilgilenmeye başlayan Üzmez, 1986 yılında İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği’ne (İFSAK) üye oldu.

1985 Yılında ..... Fahri Bozbaş, Ertuğrul Ünal ile Birlikte Zonguldağın ilk fotoğrafçılarından Nazım Baysal’ın arşivinden derlenen “ Bir Zamanlar Zonguldak” sergisini düzenledi.

1986 yılında Uğur Kasırga ile birlikte Olof Palme anısına açılan “Pencere” isimli fotoğraf sergisinin ardından Ayhan Ülkü ile “Yalnızlık ”, İbrahim Akyürek ile “Madencinin Yaşamı” ortak sergilerini açtı.

1987-1988 Yıllarında TUSAK Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı. 1989 Yılında Zonguldak Fotoğraf Grubunu altı arkadaşı ile kurarak, Zonguldak’ta Fotoğraf sanatının gelişmesine yönelik çalışmalarını sürdürdü. ZFG ile Zonguldak Fotoğraf Günlerini dört kez düzenledi. Mimar Süreyya Aytaç’ın arşivindeki fotoğrafların gün yüzüne çıkmasını sağladı.

1990-1993 yılları arasında serbest fotoğrafçı olarak Cumhuriyet Gazetesi’nin muhabirliğini üstlendi.1990 grevini ve 1992 Kozlu grizu facialarını belgeledi.

İbrahim Akyürek,Şirin Küçüktabak,Sevil Üzrek,Faruk Akbaş ve Celal Deniz’in de aralarında bulunduğu "Belgesel Fotoğraf Grubu" oluşumunun içinde yer aldı.

Ulusal ve Uluslararası yarışmalarda fotoğrafları ödüllendirilen Üzmez, “Üç Yaşamın Bir Günü”, “Denemeler Yanılmalar”, “Zonguldak’ın Öteki Yüzü”, “Uzun Sessizlikler, Kısa Patlamalar” ,"Sandallar","Zeytin Ağacının İzinde" isimli saydam gösterilerini gerçekleştirdi. Karma sergilere, saydam gösterilerine katıldı.

1993 yılında İzmir’e yerleşen Üzmez, Tariş Fotoğraf Grubunun kurucuları arasında yer aldı. 1994 yılında Enver Akmaner ile Amerikan Kültür Derneği’nde İzmir’deki ilk sergisini açan Üzmez o tarihten bu yana birçok karma sergide İzmir’li sanatseverlerle buluştu. 1995 Yılında Tufan Dinarlı ile birlikte “İzmir Fotoğraf Haftası” nı gerçekleştirdi.

ALDIĞI ÖDÜLLER
- 1986 İSÜF 4. Ulusal Fotoğraf Yarışması Renkli Baskı 3. lük Ödülü

- 1988 İVA 2 Fotoğraf Yarışması Mansiyon

- 1989 BAYER Aspirin “Çevre ve Sağlık” Saydam Dalı Birincilik Ödülü

- 1989 TMMOB Maden Mühendisleri Odası “Türkiye’de Madencilik”

- Siyah Beyaz Baskı Mansiyon ve AFSAD Ödülü

- 1989 TCDD 1. Fotoğraf Yarışması Saydam Dalı Mansiyon

- 1991 Otomobil İş Sendikası 1. Ulusal Fotoğraf Yarışması Başarı Ödülü

- 1992 EURO Color Ayın Fotoğrafı Ödülü

- 1992 MTA- Jeoloji Mühendisleri Odası 1. Uluslararası FIAP Saydam Yarışması Bronz Madalya

- 1993 AFAD Seyhan Belediyesi FIAP Uluslararası Fotoğraf Yarışması Saydam Dalı Mansiyon

- 1997 TCDD 2.Ulusal Demiryolu Kongresi, Saydam Dalı Mansiyon

- 1997 TÜBİTAK “Yaşayan Bilim ve Teknik 3 ”Siyah Konulu Fotoğraf Yarışması” Saydam Dalı Birincilik Ödülü

- 1999 TÜBİTAK “ Yaşayan Bilim ve Teknik 4” İzler Konulu Fotoğraf Yarışması Başarı Ödülü

- 2006 Aydın Belediyesi Fotoğraf Yarışması Mansiyon Ödülü.

- 2006 Türk Eczacılar Birliği Fotoğraf yarışması Başarı Ödülü.

- 2006 Antalya İnşaat Mühendisleri Odası Fotoğraf Yarışması Birincilik Ödülü.


Zonguldak’ta büyüdü, İzmir’ de yaşıyor. Simurg Fotoğraf Grubu üyesi olarak fotoğraf çalışmalarını aktif olarak sürdürmektedir.

YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

Birol Üzmez - Mortakya Roman Kahramanları Çanakkkale Sergisi


" MORTAKYA "

Roman Kahramanları Fotoğraf Sergisi

Darbuka, Klarnet, Hıdrellez, Sünnet, Nışan, Kına Gecesi, Düğün; bu kelimeler pek çok yerde Romanları akla getiriyor. Tıpkı İzmir de Ege Mahallesinde yaşayan Roman topluluğunda olduğu gibi. Onlar için doğru ritim doğru ruh demektir. Eğlenirken eğlendirmekten keyif alırlar.

Ege Mahallesi Roman Yardımlaşma derneğinin büyük destek verdiği sergi, İzmir Konak Belediyesi, ÇOMÜ Rektörlüğü ve Çanakkale Belediyesinin katkıları ile ÇOMÜFOT (Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Fotoğraf Topluluğu) Organizasyonuyla Çanakkalelilerle buluşuyor.

İzmir Fotoğraf Sanatı Derneği (İFOD) ve Simurgphotos üyesi Birol Üzmez’in İzmir’in ..... Kahramanlar semtindeki Ege Mahallesi Romanlarının yaşamını konu alan fotoğraf sergisi yolculuğuna Romanları çoğunlukla yaşadığı Çanakkale’de devam edecek.

5- 19 Ocak 2008 tarihleri arasında Fevzipaşa Mahallesi’nde ki "Eski Kilise"de açık kalacak olan sergide Ege mahallesi romanlarının yaşamlarını konu alan 40 fotoğraf sergilenecek.

Tüm çağlarda farklı yaşam tarzlarıyla dünyanın farklı kültür renklerinden en bilineni olan romanların İzmir’deki görsel tarihi “Roman Kahramanları” fotoğraf sergisi ile yazıldı. Hayata bakışları, umutları, sevgileri, belki de en çok imrenilen neşeleriyle Ege mahallesi romanları, Birol Üzmez’in 40 fotoğrafıyla İzmir’in görsel tarihindeki yerini aldı.


Romanların müzik ve eğlenceleriyle yoğrulmuş yaşam öyküleri Simurgphotos üyesi Birol Üzmez’e National Geographic dergisinin düzenlediği Uluslararası fotoğraf yarışmasının Türkiye ayağında üçüncülük ödülü kazandırmıştı. Öte yandan Üzmez’in Ege Mahallesinde çektiği fotoğraflardan biri Şalom gazetesinin düzenlediği
"Barış " konulu yarışmada Juri Özel ödülü, Om yayıncılık tarafından düzenlenen "Modern Kentin Kaosu" yarışmasında Mansiyon, Haliç Üniversitesi tarafından düzenlelen Uluslararası Fotoğraf yarışmasında ise sergileme ödülü kazandırdı.
Darbuka, Klarnet, Hıdrellez, Sünnet, Nışan, Kına Gecesi, Düğün; bu kelimeler pek çok yerde Romanları akla getiriyor. Tıpkı İzmir de Ege Mahallesinde yaşayan Roman topluluğunda olduğu gibi. Onlar için doğru ritim doğru ruh demektir. Eğlenirken eğlendirmekten keyif alırlar. Roman nışanı da, sadece kadınların katıldığı kına gecesi de diğer pek çok kutlama gibi sokakta herkesin görebileceği bir yerde gerçekleşir.


Yaklaşık 6 ay süren titiz bir çalışma sonucu oluşturulan serginin yaratıcısı Birol Üzmez neden Ege Romanları üzerinde çalıştığını şu sözlerle açıkladı:

“ Hiçbir zaman “öylesine” fotoğraf çekmek gibi amacım olmadı. Hayat ve insan her zaman önceliğim olmuştur.

İzmir’de Kahramanlar semtindeki Ege mahallesinde yaşayan Romanların yaşamlarını konu alan bu çalışmaya başlarken, renkli hayatın içindeki siyah beyaz yaşamlar dünyam oldu. Fotoğraf çekerken onlarla kendi aramda bir bağ kurmaya çalıştım. İçimde hissettiğim şeyler, arayışım, gerçek mekanlardaki insanlardır. Kendi deyimleri ile ülke okyanus ise, onlar akvaryumdaki balıklardır. Onların amaçları akvaryumdan çıkıp okyanusa açılan kahramanlar olmaktır. Tıpkı Behrengi’nin Küçük Kara Balığı gibi!

Fotoğraflarımdaki İfadeler ve insani yanlar benim için çok önemlidir. Ben yaşama dair bir şeyler söylemeye çalıştım ve bunu fotoğrafın aynasında göstermek istedim

Bir romana kahraman olmak herkesin istediği bir şeydir. Fotoğraflarımda her şey gerçek, her şey oyun, her şey masal, her şey Roman gibidir.

Kahramanlar Semtinde yaşayan Romanlardan dolayı öyküme " Roman Kahramanları" ismini verdim. Fotoğraf makinem, romanlar ile birlikte yaşadığım süreçte aramızda bir engel veya ayrıcalık değil tam tersine köprü oldu.

Romanların yaşamları, mutlulukları, hüzünleri, kültürleri, gelenekleri adeta bir şelale gibi akarak kuşaktan kuşağa aktarılmakta ve ruhunu sürekli tazeleyerek bu güne taşımaktadır. Dünyanın neresinde yaşıyor olursa olsun tüm Çingenelerin ortak ruhunun izlerine Mortakya aracılığı ile tanık olabilirsiniz.

Romanların yaşamında müziğin kendisi yaşamla, kültürle, gelenekle iç içe. Müziğin hayata dair olan anlatma gücü sayesinde yüzyıllar öncesinden kalma gelenekler müzik üzerinden kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Romanların müziğiyle acıyı, ölümü, mutluluğu, üzüntüyü ritmin içinde aktarabilirsiniz. Bu ritim “Onlar” ın kalplerindeki ruhun müziğe yansımasıdır. Fotoğraflarımda bu ruha ulaşmak ve ulaştırmak istedim.

İzmir kültürel ve geleneksel anlamda olağanüstü bir karışım ve zenginlik. İzmir’in tüm güzelliğinin onun en küçük parçasında saklı olduğundan hiç kuşkum yok.

İzmir Kahramanlar’daki romanlar, yani “Roman Kahramanları” bir semte adını veren seslerin, renklerin, yüzlerin "Mortakya" lı Çingenelerin öyküsüdür.

Birol Üzmez

Fotoğrafçı Hakkında Detaylı Bilgi İçin TIKLA

YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

top