Image Hosted by ImageShack.us

Robert Capa

ROBERT CAPA (1913-1954)

Savaşan insanların yaşadığı risklere ve zorluklara ortak olmadan, savaşın fotoğrafının çekilmesinin ahlaki olarak mümkün olmadığını savunurken ,

Eğer fotoğrafların yeterince iyi değilse, yeterince yakın değilsindir.

Teknik olarak kötü ama güçlü bir görüntüyü, tekniği iyi ama zayıf bir görüntüye her zaman tercih ederim.

Sözleri ile de Belgesel Fotoğrafın nerdeyse özünü tanımlamıştır......


Mayına basmadan önce çektiği son fotoğraf

Savaşın fotoğrafcısı dendiğinde kaçınılmaz olarak ilk akla gelen isimdir. 1954 yılında Hindiçin’de mayına basarak ölmesi ve tabiki de fotoğrafları ile de yapılan bu tanımlamanın haklı sahibidir.


Capa, 1936-1938 yılları arasında kendisi gibi fotoğrafçı olan sevgilisi Gerda Taro ile hem cephede, hem de cephe gerisinde, iç savaşın kendisini ve izlerini fotoğraflar. "Bizi ancak kazma-kürek ayırabilir" dediği sevgilisi Gerda Taro 1937 de İspanyol Sivil Savaşında kontrolden çıkan bir tankın bulunğu jeepe çarpması sonucu altında ezilerek ölür.


Gerda Taro savaş sırasında çekilmiş fotoğrafı



'Hayatımda ilk kez birilerini öldürmek istedim!'

Bu sözü ise 2. Dünya savaşı sırasında, Normandiya Çıkartması sırasında çektiği fotoğrafların büyük bir bölümünün yanması ile ve Life derginsin bu olay ile açıklamasına karşı söyler.


Normandiya fotoğraflarını ki sayının 106 oluduğu söylenir , İngilterde labaratuara yollamış. 15 yaşındaki acemi laborant 106 fotoğrafı pırıl pırıl çıkartır ancak kurutmaya aldığında makinenin ısısı yüksek olduğundan 11 fotoğraf dışında hepsi yanar.Kalan 11 fotoğrafta flu ve yarı yanıktır.

Esas Capa yı sinirlendiren açıklama ise Life Dergisinden gelir ;

"Bob Capa, ateş altında ve ölüm tehlikesi içinde heyecandan, ancak bu kadar fotoğraf çekebilmiştir" deyip bütün suçu Bob'a yüklemiş.(Robert Capa arkadaşları tarafından Bob diye çağırılırmış)

Bu açıklama üstünede 'Hayatımda ilk kez birilerini öldürmek istedim!' dediği söylenir.


Capa’nın Düşen Asker’inin Sahiciliği Üzerine ;

İspanya İç Savaşı'nın başlamasından birkaç hafta sonra Capa, yeniyetme bir savaş fotomuhabiri olan Gerda Taro'yla birlikte, General Franco'nun faşist ordularına karşı direnen Cumhuriyetçileri fotoğraflamak üzere İspanya'ya gider. Bir İspanyol askerinin başından vurularak düştüğü anı yakaladı.

Bu fotoğraf 23 Eylül 1936 tarihli Fransız Vu dergisinde, aynı sayfada benzer bir fotoğrafla birlikte yayımlandı. Sayfada üstte “Nasıl Düştüler” yazıyordu ama Capa'nın bu fotoğrafları nerede ve hangi şartlar altında çektiği açıklanmıyordu.

Düşen Asker daha sonra, 12 Temmuz 1937 tarihli Life dergisinde basıldığındaysa başlık daha açıklayıcıydı: “Robert Capa, Cordoba şehri yakınında açıklaması ile yayınlandı.” Adamın başından vurulduğu iddiası, Life editörünün askerin kepindeki püskülü, parçalanmış beyninin bir parçası sanmasından kaynaklanıyordu.
Capa'nın yaşamı sırasında ve ölümünden sonraki 20 yıl içinde bu fotoğraf; görüntünün sahiciliği, inandılcılığı hiç sorgulanmadan, pek çok kez yayımlandı.

Fotoğraftaki askerin ayaklarının yere düz basması şüphe yaratan bir ayrıntıydı. Benzer şekilde rahatsız edici bir diğer ayrıntı da, askerin silahını yakın bir zamanda kullanmaya niyeti yokmuş gibi taşımasıydı.

Bu iki durum, 1930'larda Life dergisinin fotoğraf editörü olan Hansel Mieth'in 19 Mart 1982'de, bana yazdığı bir mektuptaki hikâyeyi yeniden düşünmeme yol açtı. Mieth mektubunda Capa'nın ona bu ünlü fotoğrafını nasıl çektiğini açıkladığını söylüyordu. Capa, ‘Askerler şakalaşıyorlardu, hepimiz şakalaşıyorduk. Kendimizi iyi hissediyorduk. Hiç kimse ateş etmiyordu. Yamaçtan aşağı koşarak indiler. Ben de koştum ve deklanşöre bastım,' demişti.
Mieth'in ‘Onlara saldırıya uğramış gibi poz vermelerini mi söylediniz?' sorusuna cevabı şöyle olmuştu: ‘Kesinlikle hayır. Çok eğleniyorduk, kendimizden geçmiştik.'
‘Sonra?'
‘Sonra aniden herşey gerçeğe dönüştü. Silah sesini duymadım – başta duymadım.'
‘Siz neredeydiniz?'
‘Askerlerin biraz ilerisinde, yan tarafta.'
Capa Mieth'e bu olayın onu çok rahatsız ettiğini, bir türlü aklından çıkmadığını anlatmış. ‘Askerin ölümünden biraz da kendisini sorumlu tutuyordu – hislerini, doğal olarak, gizlemek istemiş ve bu nedenle yıllar içinde, fotoğrafı nasıl çektiğine ilişkin farklı açıklamalar yapmış.'



MagnumPhotos ‘ u kurarlar ;

1947 yılın baharında Capa, Henri Cartier-Bresson, David Seymour, George Rodger ve William Vandivert'le Magnum Fotoğraf Ajansı'nı kuruyorlar. Bundan sonra Capa fotoğraf üzerine daha da yoğunlaşıyor. Magnum'un kurumsallaşması için çaba harcıyor. Arap-İsrail Savaşları'nı görüntülemek için tekrar cepheye dönüyor. Capa bir taraftan Paris’te Magnum yöneticiliğini sürdürürken , diğer taraftan 1954 yılında Hindiçin’de mayına basarak ölmesine kadar sürecek olan foto-röportaj çalışmalarına devam ediyor.



ROBERT CAPA’ Biyografisi:

Capa, gerçek ismiyle Andre Freidmann 22 Haziran 1913 yılında Budapeşte’de dünyaya gelmiştir. Gençlik yıllarında, akıl hocası şair ve ressam Lajos Kassak’ın önderliğinde kurulan, kendilerini sosyalizm ve avant-garde sanatlara adamış entelektüel bir topluluğa katılır. Topluluk tarafından çıkartılan “Munka (İş)” adlı dergide ilk kez Lewis Hine ve Jacob Riis gibi 19.yy Toplumsal Gerçekçi fotoğrafçıların fotoğraflarının yayınlanması ile fotoğrafla tanışır . 1931 yılında Macaristan’da bir dönem Komünist partisi üyesi olduğu ve Amiral Miklós Horthy anti-semitist politikalarına direnen işçi hareketi içerisinde yer aldığı için soruşturmaya uğrar ve ülkesini terk etmek zorunda kalır.

Göç ettiği Berlin’de ilk Leica fotoğraf makinesine sahip olur. Berlin’de edindiği fotoğraf makinesi ve ardından gelen foto muhabirlik, onda gençliğinden beri ilgili olduğu politika ve edebiyatı bir araya getirebilme düşüncesini uyandırmıştır. Bu yolda, Berlin’de kendisi gibi fotoğrafçı ve göçmen olan sevgilisi Gerda Taro ile “Dephot” Fotoğraf ajansına girer. Burada ilk kez yerel haberlerde fotoğraf çalışmalarını sürdürür. Ağırlıklı olarak karanlık oda asistanı olarak ajans çalışmalarına katılır. İlk uluslar arası haber başarısı Kopenhag’da Troçki’nin katıldığı bir toplantıda çektiği fotoğrafların İngiltere’de yayınlanması ve dikkat çekmesiyle gelir.
1933 Reichtag yangının ardından, Hitler’in yükselişinin olası sonuçlarını göz önüne alarak Almanya’yı terk eder. İlkin Viyana’ya gider ve diğer Dephot üyeleri ile birlikte birkaç ay burada kalır. Ardından bir süre Budapeşte’ye döner ve en son Paris’e yerleşir. 1935 yılında Dephot Ajansındaki eski bir patronunun bazı Alman Dergileri ile yaptığı anlaşmalar uyarınca İspanya’ya ilk yolculuğunu gerçekleştirir. Burada gerçekleştirdiği ilk foto-röportaj San Sebastian kentinde boksör Paolino Uzcudun’un günlük hayatını anlatan çalışmadır. Ardınadan Madrid’de ikininci röportaj çalışması, helikopter mucidi Juan de la Cierva röportajıdır. Aynı yılın Nisan ayında Sevilla’ya gidererk burada gerçekleşen Kutsal Hafta kutlamalarını fotoğraflar. Bu dönemde Capa, İspanyolların yaşam tarzından ve sıcak ilişkilerinden o kadar çok etkilenir ki, kendini Roberto olarak çevresine tanıştırır. 1936 yılında, İspanya’da seçilmiş hükümete karşı, oluşturulan General Francisco Franco önderliğindeki faşist ve monarşi müttefikliğinin yol açtığı iç savaşın ortasında kalır. Almanya’dan destek alan Franco veCumhuriyeti savunan ve faşizme karşı çıkan çok uluslu güç arasındaki bu savaş Robert Capa’nın baş yapıtları sayılabilecek fotoğraf çalışmalarını gerçekleştirdiği dönem olarak dikkate değerdir.

Capa, 1936-1938 yılları arsında sevgilisi ile hem cephede, hem de cephe gerisinde, İspanya iç savaşını fotoğraflar. Burada yaptığı çalışmalar uzun röportajlar şeklinde önce editörlüğünü Lucien Vogel’in yaptığı “VU” dergisinde ardından “Life” gibi geniş okur kitlesine sahip dergilerde yayınlanır. “Vu” dergisinde yer alan foto-röportajı cephe gerisinde Barcelona şehrini anlatan, Life dergisinde yayınlanan röportajı ise “This is War/Bu Savaştır” ismiyle sıcak savaşı görüntüleyen çalışmalatdır. Life dergisinde yayınlanan çalışmasınde yer alan Cordoba cephesinde, 5 Eylül 1936 tarihinde çektiği “Düşen Asker” isimli fotoğraf, hem Capa’nın ününü pekiştirmesini sağlamıştır. “Düşen Asker” fotoğrafı 20.yy en akılda kalan, en çok tartışılan fotoğraflarından biri olmuştur. İspanya iç savaşı Capa için aynı zamanda, sevgilisi Gerda Taro’nun ani ölümü ile başarıyı ve yıkımı bir arada yaşadığı bir dönem olarak karşımıza çıkmaktadır. 1938’de savaşın ardından İngiltere’de “Picture Post” dergisinde, savaşın ilk günlerinden Madrid’in tam olarak teslim olduğu güne kadar süren çalışmaları yayınlanır. Picture Post dergisi Capa’ya günümüze dek kabul görecek olan “Dünyanın en büyük savaş Fotoğrafçısı” nitelendirmesini yapar. İspanya fotoğraflarının bir değerlendirmesi yapılırsa, Capa’nın fotoğraflarında sıcak savaş kareleri, savaş ardında göç olgusu ve yıkıma ağırlık verdiğini gözlemlememiz mümkündür. Fotoğraflarında hayatı hem doğrudan hem de dolaylı olarak felce uğratan savaşın yıkıcılığını görmemiz mümkündür. Ancak, bir taraftan Capa’nın insanın yaşama dört elle sarılmasının izlerini de sürmektedir. Örneğin Barcelona’da savaşın en sıcak günlerinde parkta oturan sevgililer savaşın içerisinde var olmaya yaşam mücadelesi olarak okunabilir. Capa sadece bu savaşta değil aynı zamanda, diğer savaş fotoğraflarında teknolojinin yıkıcılığını da gözler önüne sermiştir. Özellikle ikinici dünya savaşında bu yıkımın en ürkütücü izlerini sürmüştür.
İspanya savaşının ardından Paris’e dönen Capa, Almanların işgalinin ardından A.B.D.’ye yerleşmek zorunda kalmıştır. Burada bir süre sonra Amerikan vatandaşlığına kabul edilmiştir.
2. Dünya savaşı sırasında, Normandiya Çıkartmasını izleyen günlerde müttefik ilerlemesini, İsrail Devletinin kuruluşuna uzanan süreçte ilk Arap-İsrail savaşını, Fransız kolonyalistler ve Vietnamlılar arasındaki savaşı görüntülemiştir. Bu süreç içerisinde gerçekleştirdiği en önemli girişim 1947 yılında Magnum Ajansının kurulmasına öncülük etmesidir. Yakın dostu David Seymour ile başlattıkları girişim daha sonra büyüyerek, dönemin en önemli foto-muhabirlerini bünyesinde toplayacaktır. Capa bir taraftan Paris’te Magnum yöneticiliğini sürdürürken, diğer taraftan 1954 yılında Hindiçin’de mayına basarak ölmesine kadar sürecek olan foto-röportaj çalışmalarına devam etmiştir.

Capa’nın silahsız ve gönüllü olarak savaşların ortasına atılması nedenleri her zaman tartışma konusu olmuştur. Buna verilebilecek ilk cevap,Capa’nın hedeflerini gerçekleştirmek üzere bitip tükenmeyen bir cesarete ve enerjiye sahip olmasıdır. Capa gerekirse, amacı için ölmeyi göze alabilecek bir karaktere sahiptir. Kariyeri boyunca, Capa savaşan insanların yaşadığı risklere ve zorluklara ortak olmadan, savaşın fotoğrafının çekilmesinin ahlaki olarak mümkün olmadığını savunmuştur. Bu tarz çalışması, diğer savaş fotoğrafları örnekleri ile kıyaslandığında daha çarpıcı ve dinamik fotoğraflar elde etmesinin yöntemi olarak görülebilir. Capa’nın fotoğraflarına bakıldığında, “Eğer fotoğrafların yeterince iyi değilse, yeterince yakın değilsindir.” değişini benimsediğini görülmektedir. 6 Haziran 1944 günü Normandiya Çıkartmasında (D-Day) çektiği fotoğraflar buna örnek olarak gösterilebilir.
Capa’nın başarısının ve daha büyük ölçüde cesaretinin altında yatana psikanalitik bir yaklaşımla yorum getirirsek, çocukluk yıllarındaki ödipal zaferinin etkisinde söz etmemiz gerekmektedir. Capa, babası ve kardeşlerine (kardeşlerinden biri yine fotoğrafçı olan Cornell Capa’dır) nazaran annesinin sevgisini kazanmış olmasıdır. Şanslı bir biçimmde Capa her zaman annesinin koruması altında olmuştur. Bu yüzden Capa hiçbir zaman kendine ya da bir başkasına cesaretini ispatlamak zorunluluğu duymamıştır.

3 yorum

Make A Comment
top