National Geographic Ulaslararası Fotoğraf Yarışması



National Geographic tarafından yerel edisyonların işbirliği ile düzenlenen 2008 yılı Uluslararası Fotoğraf Yarışması'nın Türkiye ayağı sonuçları belli oldu.
Bu sonuçlara göre: 741 katılımcının 3375 fotoğrafla başvurduğu yarışmada İzmir Fotoğraf sanatı Derneği (İFOD) ve Simurgphotos üyesi , Birol Üzmez Tire Bandosu fotoğrafıyla İnsan kategorisinde birinci oldu.
Birol Üzmez NG'nin Washington D.C. 'deki merkezinde yapılacak olan uluslararası yarışmada Türkiye'yi temsil edecek.

Ayrıntılı bilgi için linkine bakınız.

http://nationalgeographic.com.tr/ngm/fotografyarismasi/turkiyeelemeleri.htm


İzmir'i terk eden Yunan ordusunun askeri bandosunun ardında bıraktığı enstrümanlarla 1923'te kurulan Tire Bandosu, Birol Üzmez'e NG yarışmasında "İnsan" kategorisinde birincilik ödülü getirdi. 85 yıllık Tire Bandosu'nun elemanları hâlâ müzelik müzik aletlerini çalıyor.
TİRE BANDOSU

Kurtuluş savaşında İzmir in Tire İlçesinde Yunan ordusunun geride bıraktıkları müzik aletleriyle kurulan tarihi Tire bandosu altın çağını 2. dünya savaşında Çekoslovakya'nın Nazi işgalinden kaçarak Türkiye ye sığınan Mösyö Slavo döneminde yaşamıştır. Adnan Saygun ve Cemal Reşit Rey gibi büyük müzisyenlerle çalışan Mösyö Slavo, İsmet İnönü, Mareşal Fevzi Çakmak, Celal Bayar,Prof. Afet İnan, Ali Çetinkaya ve Kazım Özalp gibi devlet büyüklerini karşılamak üzere Bando Şefi olarak davet edilmiştir. Nazilli Sümerbank Basma Fabrikasının açılışı için Tire Bandosu özel bir trenle Nazilliye gönderilmiş ve bando İstasyonda Mareşal Fevzi Çakmak'ı karşılamıştır.

85 yıllık efsanevi Tire Bandosu,bu tarihi gerçekler açısından Cumhuriyet dönemi Türkiye'sinde kurulan ve halen varlığını sürdüren ilk bandolardan biri olma özelliğini taşımaktadır.
Tire Bandosu , yerel esnaf olmak üzere, çoğu belediye çalışanları ve emekli astsubaylardan kurulu 30 kişilik ekibiyle Şef Turgut Asma yönetiminde faaliyetini Tire Belediyesi himayesinde aktif olarak sürdürmektedir.

Bana ödül kazandıran fotoğraftaki bando elemanlarından, Ayakta duran Klarnetçi Yılmaz Taşkıran 1935 doğumludur. 1958 yılından beri bandoda olup asıl mesleği urgancılıktır.1937 doğumlu Trampetçi Burhan Mercanoğlu 1954 yılında bandoya girmiş en eski bandoculardandır.71 Yaşındaki Burhan Mercanoğlunun asıl mesleği saat tamirciliği olup belediye fen işlerinden emeklidir. 1934 doğumlu Trompetçi Mustafa Ali Erkoğlu bandonun en yaşlı üyesi olma sıfatıyla 1958 yılından beri bandoda görev yapmaktadır. Asıl mesleği mobilyacılıktır.
YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

Soner YAMAN : " BATAK " FOTOĞRAF GÖSTERİSİ VE SÖYLEŞİ



SONER YAMAN “BATAK”

Simurgphotos üyesi Soner Yaman ın Batak isimli fotoğraf gösterisi 4 Aralık Perşembe akşamı saat 19.00 da İfod etkinlikleri kapsamında Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi’n de İzmir li fotoğraf severler ile buluşacak.


Soner Yaman ın fotoğraflarına baktığınızda her fotoğrafın bir ruhu olduğunu görürsünüz. Batak adını verdiği serisinde bir iskambil oyununun daracık alanından nasıl kocaman bir dünya yarattığını göreceksiniz. Bu öyle bir dünya ki bir iskambil kağıdına hayat veren, onu kavrayan yorgun emekçi ellerine can katan bir dünyadır.

Soneri in fotoğrafları ...tıpkı asıl mesleği olan Arkeolog’un iğneyle,spatulayla, fırçayla kazı yapması gibi.O, konusu ve malzemesi olan insanı incitmeden kazan ve kazdıkça daha derine, deştikçe asıl hazinesini bulan biri. O hazine elbette insan ruhunu bulmanın arayışıdır.

Soner Yaman asıl mesleği gibi fotoğraf çekerken hiç acele etmiyor. Konularını özenle ve titizlikle sıradan insanların içinden seçiyor. Onları kırmadan,incitmeden çoğu zamanda dokunmadan yaklaşıyor. Samimi ve içten bir yürekle.

Çektiği fotoğraflara sonradan bildik karanlık oda dokunuşlarının dışında hiç bir müdahalede bulunmuyor.

Batak hepimizin yakından bildiği, çoğunlukla üniversite öğrencilerinin uykusuz gecelerinin vazgeçemedikleri ihaleli ya da ihalesiz bir iskambil oyunu.

Soner bu konusunu Konyadaki döküm işçilerini fotoğrafladığı sırada çalışmaya başlamış. Öğle paydoslarında ve çay molaları sırasında döküm işçilerinin kir pas içindeki yağlı elleriyle yine kirden simsiyah olmuş iskambil kağıtlarıyla bu oyunu gazozuna oynadıklarına tanık olumuş. Mesai saatleri içinde yoğun insan gücüyle işlerine kendilerini kaptıran işçiler bu oyunu iki metrekarelik kontraplak üstünde kendilerini kaptırarak heyecanla oynuyorlarmış ki Soner de bu heyecana bir süre sonra ortak olmaktan alıkoyamamış kendisini.Yaklaşık altı ay süren çekimleri süresince pek çok kez döküm işçileriyle birlikte olan Soner Yaman, bu emeğinin karşılığını HSBC ve Fotoğrafevi’nin işbirliğiyle düzenlenen ‘Görmek Dokunmaktır’ fotoğraf yarışmasını ‘Batak’ adlı portfolyosuyla kazanarak alıyor.


365 fotoğrafçıdan 5 bin fotoğraf
HSBC Fotoğraf Yarışması’na bu yıl 365 fotoğrafçı 430 portfolyoyla katıldı. Portfolyolarda yer alan fotoğrafların sayısı 4 bin 979’a ulaştı. Seçici kurulu foto muhabiri Ara Güler, Marmara Üniversitesi’nden Prof. Sabit Kalfagil, Sabah gazetesi fotoğraf editörü Kutup Dalgakıran, Radikal gazetesi kültür sanat editörü Cem Erciyes, fotoğrafçı Mehmet Günyeli, Diagonal yöneticisi Zekai Demir, Fotoğrafevi yöneticisi Hasan Şenyüksel ve HSBC Türkiye’den Ömer Kayalıoğlu’ndan oluşan yarışmada birinci seçilen Soner Yaman, 15 bin lira para ödülü kazandı. Yarışmada Ercan Aydeniz ‘Bizden’, Yusuf Yakup Türkoğlu ‘Merdiven’, Mehmet Gökhan Taylan ‘Ahırkapı’, Çağla Cömert ‘Ateşin Çocukları’, Emrah Tuluk ‘İstanbul’, İsa Kurt ‘İstanbul’, Gökhan Bedir ‘Haddahane’, Baran Özdemir ‘Tuzla Tersaneleri/2008’, Mustafa Bilge Satkın ‘Surda Yaşam’ başlıklı portfolyolarıyla ilk 10’a giren isimler oldu ve 1000’er liralık para ödülü kazandı.

Soner Yaman
1978 Yılında Kocaeli’de doğdu,1998 Yılından beri fotoğraf çekmekte ve fotoröportajlar üretmektedir.2004’de Selçuk Üniversitesi Arkeoloji Bölümününden

Mezun oldu.2005 senesinde baskılarını kendi yaptığı “saklı kareler “ adlı,30 adet

Siyah-Beyaz fotoğraftan oluşan ilk kişisel fotoğraf sergisini Konya’da açtı.

2006 senesinde bir grup arkadaşıyla “Simurgphotos “ u kurdu.Bu çatı altında fotoröportajlar üretmeye devam etmektedir.Belgesel fotoğraftan hoşlanan Soner yaman,fotoğraf çekimlerinde “İnsan “ ve “İnsana ilişkin öykülerin” peşinden koş-

maktadır.



yamanson@gmail.com

www.simurgphotos.org

YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

Gökhan BEDİR : 800 DERECE FOTOĞRAF GÖSTERİSİ VE SÖYLEŞİ



Simurg Photos üyesi Gökhan Bedir İzmir Fotoğraf Sanatı Derneği İfod un fotoğraf etkinlikleri çerçevesinde 6 Kasım 2008 Perşembe günü saat 19.00 da Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi'nde "800 derece"ismini verdiği fotoğraf gösterisini sunacak. Bedir, Balıkesir de ki Haddehane işçilerinin günlük yaşamlarını belgelemeye 2006 yılında başladı ve fotoröpörtaj çalışmasını 2008 yılında tamamladı. Bedir bu projesiyle HCBC Bank'ın düzenlediği "Görmek Dokunmaktır" konulu proje yarışmasında ilk ona kalan finalistler arasında yer aldı.

Fotoğrafa Başlamadan önce "Arşimet'in Küreleri" adını verdiği yayınlanmamış öykü kitabı bulunan Bedir, fotoğraf çekmeye başladıktan sonra öykülerini ...fotoğraf yoluyla anlatma yolunu seçti. Gökhan, fotoğraflarında karekterlerinin yaşamlarına asla müdahale etmiyor. Uzun bir süre onlarla birlikte bulunduktan ve onlarla beraber aynı havayı soluduktan sonra yine bulunduğu ortamı değiştirmeden hiç bir düzenleme yapmadan yaşamı bize olduğu gibi aktarıyor.
Gökhan Bedir 800 derece adını verdiği sosyal belgesel fotoröpörtaj çalışmasıyla ilgili olarak bizlere şu bilgileri veriyor:


" 1960 yılında şehir içinde kaldıklarından dolayı kenar mahallelere kaydırılan ağır sanayi sitesi(çoğunlukla haddehaneciler) şimdi aynı kaderi yeniden yaşamanın eşiğinde. Şehrin genişlemesiyle birlikte kent merkezine olan uzaklığı yeniden büyük bir sorun yaratmaya başlayınca bulunan çözüm kentsel dönüşüm oldu. Kentsel dönüşüm çerçevesinde yeşil alan olarak planlanan bölgenin birçok insana iş kapısı olduğu unutularak yeni bir yıkım dalgasıyla karşılaşması an meselesi. Haddehaneciler bölgesinde belediyeye ait işyerlerinin birçoğu yıkıldı ve bir kısmı da yıkılmayı bekliyor fakat mal sahipleri bu yıkımlarla olayın kapanmayacağının farkındalar, sıranın kendilerine gelmesini bekliyorlar.

Çalışanların büyük bir kısmı roman vatandaşlarımızdan ve yakındaki roman mahallesinde yaşıyorlar. Haddehanelerde çalışanların dışında fırınlarda yakıt olarak kullanılan fuel oil ve yanmış yağ ticareti de bu insanların hayatlarını kazanmalarını sağlıyor. Kamyon gerektirmeyen yükler yine mahalleden insanların at arabalarıyla taşınıyor. İşçi lokantaları, çay ocakları, yemek şirketleri, ince demir işçileri…



Burası kapandığında sadece haddehanedekiler işsiz kalmayacak, bölgenin oluşturduğu ticaret hacmi tükenince ona bağlı olarak kurulan bu işyerleri de kapanmak zorunda kalacak. Bir işçinin en az 4 kişilik bir aileye baktığı düşünülürse olayın aslında daha dramatik olduğu fark ediliyor.

Buradaki insanlara yer gösterilmiyor mu?

Şehrin kilometrelerce dışında yerleşimden uzak bir bölgeye trilyonluk yatırımlar yaparak ve parça demir işleyenlerin kütük demirine geçmesi istenerek yapılıyor bu yer gösterme… Şimdiye kadar tek bir işletmenin geçmiş olması da çözümün gerçekçi olmadığını gözler önüne seriyor. Küçük üreticilerin iki çaresi var: Ya her şeyi bırakıp başka bir işe başlamak ya da 4-5 küçük işletmenin bir araya gelip ortaklık kurması… 2006 senesinde ilk fotoğraflamaya başladığımda belki ikinci çare mümkün olabilirdi ama şimdi imkansız. 2006 başlarında yüze yakın işletme varken bugün bir çoğu işyerini bırakmış durumda, bazıları birkaç kere iflas edip yeniden kurulmuş ve son gayretleriyle işlerini devam ettiriyorlar. 2008 senesine gelindiğinde işler durumda kalan 15-20 kadar haddehane bulunuyor tabi son zamanlarda Çin'den gelen demir dalgalanmaları da onları tehdit ediyor.

Haddehaneler neden bu kadar önemli! Bu işletmeler gemilerden sökülen parçaları geri dönüştürüyorlar, inşaatlarda, bahçe parmaklıklarında, pencere doğramalarında her gün gördüğünüz demirleri üretiyor bu insanlar ve orta ölçekli bir işletmede 10-12 işçi çalışıyor. Piyasada nakit paranın dönmesini sağlayan yine bu işletmeler, eskiden çekle yapılan işler bugün peşin paraya dönmek zorunda kalmış çünkü hurda demir peşin parayla çalışırken haddehanelerin de başka çaresi kalmıyor.
Bu proje, bu cesaretli insanlara saygı duruşundan ibarettir…"
http://www.gokhanbedir.com
magzedms@gmail.com

YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

Birol ÜZMEZ : MADENCİLER FOTOĞRAF GÖSTERİSİ


MADENCİLER FOTOĞRAF GÖSTERİSİ

Dünyanın en zor mesleğini yapan madencilerin sevgileri, dilekleri, çocukları, dostlukları, karaya çalmış özlemleri, umutları, zor çalışma koşulları kısacası tüm yaşamları bu karelerde bir araya geldi.

İfod ve Simurgphotos üyesi Birol Üzmez'in Zonguldaklı maden işçilerinin yaşamını belgelediği 200 fotoğraftan oluşan dia gösterisi 30 Ekim 2008 Perşembe günü ... saat 19.30 da İzmir Sanat Oditoryum salonu'nda gerçekleşecek.

Üzmez'in 1989 -1993 yılları arasında Zonguldak'ta gerçekleştirdiği çekimlerinde Madencilerin 1990 yılındaki grevi ve Ankara yürüyüşü ile 1992 yılında 213 madencinin ölümüyle sonuçlanan Kozlu grizu faciası da fotoğraflarının arasında yer alıyor.

BİROL ÜZMEZ

Zonguldaklı maden işçilerinin iş ve günlük yaşamlarını fotoğrafladığım bir dönemde , 1990 yılının Kasım ayında, Zonguldak Grevi yaşandı. İşçisinden esnafına tüm Zonguldak'ı harekete geçiren grevde, işçiler, 36'ncı günden sonra Ankara yoluna düştüler.

Zonguldaklı madencileri fotoğrafladığım dönemim üzerinden 18 yıl geçti. 2008 yılında tüm arşivimdeki binlerce fotoğrafı tek tek ayıklayarak içlerinden 200 kadarını seçtim ve bir fotoğraf gösterisi haline getirdim. Yıllarca gözüm gibi koruduğum negatiflerimi tıpkı maden ocağından gün ışığına çıkan madenciler gibi ilk kez gün yüzüne çıkarmanın heyecanıyla doluyum. Bu gösterimde, Madencinin çilekeş yaşamlarını, çalışma, barınma koşullarını grev ve yürüyüş görüntüleriyle birleştirerek sunmaya çalıştım.

Kömür madeni şehri olan Zonguldak'ta doğdum ve büyüdüm. Bu avantajla maden işçilerinin yaşamına içeriden bir gözle bakmaya çalıştım.
Fotoğraflarımın tamamı siyah beyaz negatif ve diapozitif fotoğraflardan oluşmaktadır

biroluzmez@gmail.com
www.simurgphotos.org
GSM . 0 505 3173001








YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

HSBC “Görmek Dokunmaktır” Fotoğraf Yarışması sonuçlandı.


HSBC ve Fotoğrafevi’nin işbirliğiyle düzenlenen “Görmek Dokunmaktır” Fotoğraf Yarışması sonuçlandı.
HSBC Bank A.Ş. ve Fotoğrafevi’nin işbirliğiyle düzenlenen “Görmek Dokunmaktır” Fotoğraf Yarışması’nda birincilik ödülünü, “Batak” adlı portfolyosuyla Simurgphotos üyesi Arkeolog ...Soner Yaman aldı. 365 fotoğrafçının 430 portfolyoda toplam 4 bin 979 fotoğrafla katıldığı yarışmanın ödül töreni, akademi, sanat ve fotoğraf dünyasından önde gelen isimlerin katılımıyla yapıldı. Yarışmada birinciliği kazanan Soner Yaman, 15.000 YTL, ilk 10’a giren portfolyaların sahibi genç fotoğrafçılar 1.000’er YTL’lik para ödülü kazandı.



Yarışmanın sergisi, Fotoğrafevi’nde 2 Kasım 2008’e kadar ziyaret edilebilecek.



YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

BUFSAD'IN 2008 ONUR KONUĞU : AMI VITALE



Dünyaca ünlü fotoğrafçı Ami Vitale, Ekim ayında "Full of Grace" sergisi ve "Reaching Beyond Borders" fotoğraf atölyesi ile BUFSAD'ın konuğu olacak.

Ekim ayında gerçekleştirilecek olan sergi, Ami Vitale'in dünyanın çeşitli yerlerinde çektiği fotoğraflardan oluşuyor.

Sınırların Ötesine Erişmek atölyesi ise, bilhassa ...belgesel fotoğrafta çok önemli olan insanların arasında var olan görünmez sınırları aşmak ve samimi, dürüst ve derin fotoğrafları ortaya çıkarmak üzerine kurulu.

12 - 14 Ekim 2008 tarihinde BUFSAD Dernek Merkezinde yapılacak atölye, çekim uygulaması ile birlikte yapılacaktır.

Istekli katilimcilarin fiyat ve diğer detaylar için bilgi@bufsad.org veya utku@utkukaynar.com 'a e-posta yoluyla başvurmalıdır.

Başvurular, 5 fotoğraftan oluşan portfolyo sunumu ile birlikte yapılacaktır.






Ami VITALE diğer fotoğrafları için www.amivitale.com

YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

İZ DERGİSİ'NİN 17. SAYISI BAYİLERDE



BU SAYIDA NELER VAR...

Güney Afrika'daki ırk ayrımcılığı ile İngiltere'deki sosyal ayrımcılığı yıllar boyunca belgeleyen ve “İyi bir -tek- fotoğrafın duygusal olarak çok tatmin edici olabileceğini, ancak iyi bir fotoröportajın ise iyi bir profesyonellikle alakalı olduğunu” söyleyen Ian Berry'den bir seçkiyle başlıyoruz bu sayımıza. Kapak fotoğrafında da görüldüğü gibi, Güney Afrika'da yıllar süren ırk ayrımcığıyla mücadelenin başarıyla sonuçlanmasında, “siyahlar”ın yanı sıra bazı “beyazlar”ın da emeği var. Halûk Çobanoğlu, yıllar öncesinden ...hatırladığı bir anısından yola çıktığı yazısında bir saygı selamı gönderiyor Ian Berry ve diğerlerine.

Sonbahara giriş yaptığımız şu günlerde açık denizlerde dolaşacağız bir süre. Önce Jean Gaumy'nin objektifinden “yurtları deniz olan”ları misafir edeceğiz sayfalarımızda. Onlar ki, “yaşamlarını denizden sürdürenler”dir; fırtınalar, dalgalar, uzun ayrılıklar, tuz serpintileri şekillendirir, kendine özgü kılar yaşamlarını.

Kıyıda yaşamış bir çocuk olarak, limandan ayrılan gemilerin kanal boyunda gidiş gelişlerini, teknelerin dizildiği rıhtımları, balık pazarında fıçılar dolusu balığı ve dövmeli koca adamlarla hınca hınç dolu balıkçı meyhanelerini ve tezgahların üstündeki boş bardakları hatırlayan Stephan Vanfleteren'in sayesinde, yıllardır zor durumda olan Flaman balıkçılığını sürdürmeye çalışan balıkçıların portreleriyle yüz yüze geleceğiz daha sonra.

“Denize dair” serimizin sonunda “umut yolculuğu”na çıkacağız denizin dibine doğru. Recep Dönmez'in dünyanın farklı coğrafyalarındaki denizlerin derinliklerine yaptığı yolculuğun kayıtlarını paylaşacağız Ahmet Tulgar'ın yazısı eşliğinde. “Çünkü derinlik kavramı insanı çeker. İnsanın denizin dibine olan merakı dünyanın sırrına, sırlarına vakıf olma isteğinden kaynaklanır. İnsan denizin dibine inerken, denizin derinliklerine dalarken içinde hep dünyanın bir sırrıyla, dünyanın sakladığı bir şeyle karşılaşma umuduyla yapar bunu.”

İki World Press Photo Ödülü sahibi ve Vu fotoğraf ajansı üyesi Isabel Muñoz'un imgelerinde farklı kültürlere rağmen insan olmanın ortak yazgısının görünümleriyle yüzleşeceğiz bu kez. Ayşegül Sönmez'e göre, “fotoğraf sanatıyla hesaplaşmadan fotoğrafı, görmeyi ve bakışı yüceltiyor” Muñoz'un imgeleri. “İnsan olmanın ortak trajik yazgısını da sorgularlar bir yandan. Bu yazgının kişilerini kimi zaman tango yaparken, kimi zaman elinde silahıyla görüntülerken bakanı doyururlar.”

Arslan Sükan'ın 2004-2008 yılları arasında New York, Paris, Milano ve Paris'te; Prada, Alexander Mcqueen, Givenchy, Dior, Victor&Rolf, Pucci, Costume National gibi modaevlerinin kulislerinde çektiği fotoğraflarda önde, podyumda, bakışların işlemediği mükemmel bedenler, ifadesiz yüzler; arkada ise, kuliste soluğunu, ifadesini gizleyemeyen, kırılgan, telaşlı, vurdumduymaz, gergin, heyecanlı, bol sıfatlı özneler göreceğiz.

Gençİz sayfalarında tanışacağımız Ömür Değirmenci'nin, sanki çok eskiden geliyormuş, sanki günümüze ait değilmiş gibi duran Sirkeci-Halkalı hattında gidip gelen banliyö trenlerini, bütün bakımsızlığı ve yılların yıprattığı eskimişliğiyle belgelediği serisiyle bitireceğiz 17. sayımızı.

Üçüncü yılımızın son sayısında buluşmak üzere...

Künye

Genel Yayın Yönetmeni : Ara Güler
Koordinatör : Hasan Şenyüksel
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü : Umut Sülün
Sanat Yönetmeni : Ayşegül Aydemir
Reklam ve Halkla İlişkiler : Gölnur Cengiz
Tasarım : Fenni Özalp, Sibel Limberg(1. sayı)


YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

FOTOĞRAFTA ‘ETİK’ SORUNU

Türkiye’de son yıllarda belgesel fotoğraf üzerine konuşmalar/tartışmalar sürdükçe ben de yazılarımda okuyucu ile paylaşmaya çalışıyorum. Geçen yazımda ‘fotoğrafçının tutumu’na değinirken etik kavramına da kısmen değinmiştim. Bugünlerde bu kavramları anımsamak, kapsamlarını, içeriklerini yinelemek gerekli görünüyor.

Çağımızda ciddi bir problem olan kültürel yozlaşma ne yazık ki fotoğraf üreten kimi ‘sanatçı’ları da etkilemiş gözüküyor. Günümüz sanatçıları her ne kadar piyasa koşullarına teslim olmadıklarını, teslim olmamak için direndiklerini söyleseler de ...gerçek böyle değil.

Teknolojik gelişimin hız kazanması ve fotoğraf makinelerindeki gelişimi fotoğrafta yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendirirsek bu yeni durum, fotoğraf alanında birçok kabul görmüş değerlendirmelerin, tanımların, kavramların yeniden tanımlanmasını, kavramlaştırılmasını da gerekli kılmaktadır.

Bu yeni durum karşısında “belgesel fotoğrafın kendine özgü, yalnız kendine ait bir etiği ve estetiği olmalı” tezinde bulunsak birçok fotoğrafçı buna karşı çıkacaktır. Yine de deneyelim. Bir de belgesel fotoğrafı, genel fotoğraf alanından ayrı bir alan olarak tanımlasak kıyamet kopar mı acaba? Bunu da bir düşünelim.

Hâlâ tartışılmakta olan belgesel fotoğrafın tanımının yapılması, içeriğinin tespiti, salt belgesele özgü olanın belirlenmesi ve o tanıma göre etik konusunun irdelenmesi zorunluluğu ortaya çıkıyor.

Bir fotoğrafçının üretirken yaratıcılığına en uygun alan kurmaca, deneysel ya da kavramsal fotoğraftır. Bu alanda fotoğrafçı kendine özgü, kişisel fotoğrafını yaratabilir. Fotoğrafçı, her türlü malzemeyi bir kurguya göre şekillendirir, onları kendi fotoğraf öznelinin nesnesi yapabilir. İnsanı da kendi kurgusunun bir parçası olarak kullanabilir.

Belgeselde durum böyle değildir. Ya da böyle olmamalıdır. Belgeselde fotoğrafçı ondan bağımsız olarak, kendi gerçekliği içinde var olan malzemeyle çalışır. Burada her malzeme olduğu gibidir. İnsanı da olduğu gibi kabul eder. Görüntü fotoğrafçının isteğine, keyfine, öznelliğine, dünyasına göre kurgulanmaz, belgesel malzemesine göre tasarlanır ve malzemeye rol biçilmez, onların kendi rollerini üstlenmesine izin verir. Ama bunu yaparken kendi gerçeğinin (öznelinin) izini de sürer. İşte etik sorunu da burada başlar. Sanat fotoğrafında ya da fotoğrafın sanat için kullanımında (bundan sonraki tekrarlarda kısaca sanat fot. diyeceğim) malzeme, fotoğrafçıya göre konumlanır. Belgeselde ise fotoğrafçı malzemeye göre konumlanır. Sanat fot.da ve belgeseldeki bu konumlanma etik ve estetik ilişkilerine de yansır. Sanat fot.da estetik önce gelirken etiği belirler, yönlendirir, hatta değiştirir. Belgeselde ise etik önce gelir ve estetiği belirler, yönlendirir. Sanat fot.da fotoğrafçının gerçeği öncedir. Belgeselde malzemenin gerçeği önce gelir.

Belgesel fotoğrafçı nesnelerin gerçeği için kendini aracı kılar. Sanat fot.da fotoğrafçı kendi fotoğrafını öznel olarak kurar (öznele göre, öznel öncelikli ve de estetik öncelikli). Belgesel fotoğrafçı ise ‘nesnel’dir, fotoğraftan yararlanarak nesnelerin dünyasını anlatır (nesneye göre nesnel öncelikli ve tabii ki etik öncelikli).

Buradan belgeselci için estetik gereksizdir sonucu çıkmaz. Nesnelerin dünyasını anlatırken (etik duruş), amaca ulaşmak için nesnenin gerçekliğine bağlı kalarak estetik bir dünya oluşturabilir. Bu da bir etik duruştur aslında. Belgeselci de eninde sonunda fotoğrafçıdır ve kendi gerçeğinin, öznelinin peşindedir. Ancak belgeseldeki kurmacaya göre, fark kişisel olarak peşinde olduğu gerçeğin, gerçekliğin aranmasında irdelenmesinde, yansıtılmasında tutulan yoldur, benimsenen yöntemdir. Gerçeğin, gerçekliğin görülmesinde, algılanmasında, onların kendilerini, kendi gerçeklerini, kendi ‘rollerini’ oynayarak yansıtmalarına olanak sağlar. Burada sorun, belgesel fotoğrafçının öznel yorumuyla (yansıtmasıyla), nesnel dünyanın gerçeğinin çelişmemesi, ters düşmemesidir.

Ve son olarak belgesel fotoğrafta ‘kurmaca’ ölçüsünün, ‘nesnel’ duruşu gölgelememesi, ona baskın çıkmaması gerekir.

Etik kavramının her şeyden önce insan hakları alanıyla bağlantılı olduğu unutulmamalıdır. Fotoğrafçı her öngörüyü sorgulayabilmeli, her değeri yeniden irdeleyebilmelidir ve tüm bu arayışlarına düşünsel bir zenginlik kazandırabilmek de zorundadır.

Murat YAYKIN
www.laleperaytek.com

Uyarı:Sitemizde yer alan yazılar yazarlarından izin alınarak yayınlamakatdır

YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

" 4857 " Beyoglu Sinemasin'da


“4857”

Belgeselinin ilk gösterimi 12 Haziran Perşembe günü 21.30’da BEYOĞLU SİNEMASI’NDA


16 Haziran grevinin arifesinde, ekonomik büyümenin, esnek çalıştırmanın, iş kazalarının ve direnişin isimlerinden biri haline gelen Tuzla Tersaneler Bölgesi’ne “dört bir yandan bakan”, duyan, dâhil olan “4857” filmini beraber seyredelim.

Gösterim ertesinde belgeselin yönetmenleri ..... ile bir söyleşi gerçekleştirilecektir.

4857

Documentary BELGESEL 2008 33’
TÜRKÇE/ ENGLISH SUBTITLE



Tuzla Mezarlığı, Tersaneler Bölgesi’ni kuşbakışı görür. Mezarlığın olduğu tepeden aşağı doğru inmeye başlayın. İşte solda geniş askeriye arazisi. Yemyeşil ve insandan arındırılmış. Sonra bıçakla kesilmişçesine betonarme apartmanlar başlar. Tuzla Havzası’nda çalışan işçilerin evleri, sabah yediden itibaren “dışarıda”, tersanelerde, deri sanayide, yan sanayide çalışanlar tarafından boşaltılır. Aile evlerinin arasına, ailelerin özlemi ve yataklarla doldurulmuş bekâr odaları karışır. Tepe aşağı devam edin, geminin ufacık parçalarını üreten atölyeler, E5 İçmeler Köprüsü’nün dinmeyen gürültüsü, dört yol ağzındaki hiç boşalmayan amele pazarı, banliyö treninin sesi. İçmeler İstasyonu’nu geçin, işte neredeyse Türkiye’nin bütün tersaneleriyle bezeli Aydınlı Koyu. Kırksekiz ayrı kapıdan her gün geçen işçiler, yüz insan boyu vinçler, saçlar, onları birleştiren hız ve terdir. Tersanelerin zaman birimi yere düşen izmarit, endişesi ölüm ve geçim, umudu ve derdi, hepimizin umudu ve derdidir. Tuzla Mezarlığı, Tersaneler Bölgesi’nin kuşbakışı görür.

Tuzla Cemetery overlooks Tuzla Shipyards. Start walking down the cemetery slope. On your left is the military zone. Green and free of humans. Then all of a sudden you see nothing but concrete blocks of flats. The workers leave their homes around seven in the morning to work “outside”, in the shipyards, in leather and side industries. Among the family flats you can also find bachelor apartments filled with beds and longing for the family. Keep walking down the slope: factories manufacturing small ship parts, the unceasing roar from the İçmeler Köprüsü on the E5 freeway, the never empty labor pick-up strip at the crossroads, the sound of the local express train. Walk pass the İçmeler stop, and here is Aydınlı Bay packed with almost all of Turkey’s shipyards. The workers who go through forty eight different doors everyday, hundred men high cranes, steel sheets, the speed and sweat which merge them into one. Time in the shipyards is measured by the fleeting instant a cigarette bud is dropped on the floor, the split second between making a living and death, between hope and pain, theirs and ours. Tuzla Cemetery overlooks Tuzla Shipyards.


------------------------------------------------------------------


“4857” belgeselinin çekimleri Ekim 2007-Haziran 2008 arasında gerçekleşti. Ekim 2007’de ard arda gelişen işçi ölümlerinin ertesinde, DİSK/Limter-İş Sendikası’nın çağrısı ile, çağrıya olumlu cevap veren TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, İstanbul Tabip Odası, İşçi Sağlığı Enstitüsü ve akademisyenlerden oluşturulan Tuzla Tersaneler Bölgesi İzleme ve İnceleme Komisyonu’nun rapor çalışmaları da başlamıştı. Komisyon üyelerinin, o dönemde tersenelere giriş izni alamadıkları için çeper bölgelerde, işçi kahvehanelerinde, evlerde, çalışan mühendis ve doktorlarla Oda ofislerinde gerçekleştirdikleri mülakatları yakından takip ederek işe girişen Petra Holzer, Ethem Özgüven, Selçuk Erzurumlu ve Ömer Öztürk’den oluşan belgesel ekibi, Ekim’den beri Tuzla’ya vuran, kaçan, Tuzla’da oluşan pekçok farklı olaya şahit oldular. Hiçbir ulusal veya uluslararası kurumdan destek almadan yapılmış ve kolektif bir emek ürünü olan bu bağımsız belgesel, Tuzla’daki ölümlerle gündeme gelen yaşamı görünür hale getiriyor. Sürecin tüm muhatap ve müdahillerine, ulaşabildiği ölçüde yer veriyor, fakat üst üste koymuyor. “4857”, kaynak ışığından, raspa tozlarından, eş ağıtlarından, inatçı direniş sloganlarından, soğukkanlı açıklamalardan kendi müziğini buluyor. “Tuzla’da 4857 no’lu yasa uygulansın” talebinin hayatına dokunduğu insanları görüyor, gösteriyor.

Aslı Odman

------------------------------------------------------------------
Kamera / CAMERA
SELÇUK ERZURUMLU
ÖMER ÖZTÜRK
ETHEM ÖZGÜVEN
Montaj / EDITING
SELÇUK ERZURUMLU
ÖMER ÖZTÜRK
PETRA HOLZER
Ses / SOUND
SERKAN ÇİFÇİ
BÜLENT ÖZCAN
Tercüme / TRANSLATION
ITIR ERHART
ASLI ODMAN
Yönetmen / DIRECTOR
PETRA HOLZER
SELÇUK ERZURUMLU
ETHEM ÖZGÜVEN
Teşekkürlerle – Many Thanks to
OSMAN UMUROĞLU
NEVRA AKDEMİR
AYNUR ÖZBAKIR
ZAFER TOPALOĞLU
CAN AYDIN
MUSTAFA YAZICI
ULAŞ BEŞOKLAR
TOLGA KUTLUAY


Kapak fotoğrafı: Alaattin Timur
Beyoğlu Sineması’na içten teşekkürlerimizle…



Daha fazla bilgi veya görseller için:
Petra Holzer:petramh@yahoo.com
Itır Erhart: ib219@yahoo.com
Nevra Akdemir: nevranin@gmail.com
Aslı Odman: odman@bilgi.edu.tr


YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

Fotoğrafçı Cornell Capa öldü


En iyi fotoğrafçılar yavaş yavaş yokolup gidiyorlar.

Fotoğrafçı Cornell Capa öldü


International Center of Photography'nin kurucularından, uzun süredir Parkinson hastası olan Cornell Capa, 23 mayıs cuma gecesi New York'taki evinde yaşama veda etti

1918 yılında Budapeşte'de doğan sanatçı, 1936'da erkek kardeşi, ünlü fotomuhabir Robert Capa'nın ..., yanına, Paris'e geldi. Kardeşi ve Bresson gibi önemli fotoğrafçıların baskılarını yaparak mesleğe adım atan Capa, 1937'de taşındığı New York'ta Life gibi önemli dergilerin karanlık odalarında çalıştıktan sonra 1939'da ilk fotografik hikâye serisini yayınlattı. Life dergisinde kadrolu fotoğrafçı olarak devam ettiği kariyerine, Robert Capa'nın 1954'te öldürülmesinin ardından, kardeşinin kurucularından olduğu Magnum Fotoğaraf Ajansı'nda devam etti. Burada savaş muhabirliği dâhil pek çok haber fotoğrafı çekti. Toplumsal konulara duyduğu ilgi arttıkça fotoğraf makinesini Latin Amerika'daki fakirlik, politika, Amerika'daki sosyal sorunlar ve Adlai Stevenson'dan JFK'ye güncel Amerikan politikalarıyla ilgili projeler için kullandı.
Kardeşi Robert Capa ve görevde hayatını kaybeden diğer fotomuhabirlerin anısına 1966'da International Fund for Concerned Photography'nin kurulmasını sağladı. Genç fotoğrafçılara dersler veren, sergiler düzenleyen ve kitaplar yayımlayan fon, 1974 yılında International Center of Photography'nin kurulmasının yolunu açtı. Capa 1994 yılından bu yana oluşumun unvanını taşıyan kurucu yöneticisiydi.
Dünyanın çeşitli yerlerindeki zulümlerin, dramların karşısında fotografik imajı güçlü bir araç olarak kullanan sanatçı, daha iyi bir dünya yaratma yolunda en güçlü silah olarak yine fotoğraf makinesini kullandı.




Cornell Capa nın Porfolyosu İçin TIKLA


YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

Kortejo "Family Houses" Photography Exhibition

Kortejo "Family Houses" Photography Exhibition
The only thing that doesn't chnage is poverty
Family houses that belong to underprivilaged Jews now belong to Turks

After 450 years, Jewish family houses (kortejo) that indicates a life style specific to Izmir have become shelter for underprivileged Izmirian families. Kortejos where Jews without means who have migrated from Spain used to live in by supporting each other to adapt themselves to their new lives are now a new place for deprived families, unfortunate, lonely, and lost people. Most of them have similar stories. Young, old, women, men, children who have had significant difficulties in their lives are now living in the same courtyard and trying to survive. These people's lives have a common space, as well as a common destiny; it shows the possibilities of the future for us…

These deserted last examples of the family houses that gain their meanings with the underprivileged Jewish people who were living inside are now telling different stories.

Jewish family houses (Yahudihane) are the witnesses of a 450 year history; it is a cultural heritage that is specific to Izmir. These important spaces that were somehow ignored and that we do not know much about now begins anew through the lens of Birol Uzmez, who is a member of İFOD and Simurgphotos. A common courtyard, a single entrance for security and control, common spaces like toilets, shower, kitchen, a shelter for people in need, and most importantly Jewish Spanish language (Ladino) that makes living together possible, common religious beliefs and traditions…These are some of the common features of Jewish family houses…Jews have left these houses in 1948 and they are now used by underprivileged Turks.

It is not possible to reach accurate information about these spaces that are not known to many Izmirians, about their number and their current owners. There is no doubt that this cultural heritage will attract attention by Birol Uzmez's photographs which brings them to Izmir's agenda again.


Birol Uzmez is a member of İfod and Simurgphotos; the real poverty stories that are reflected in his photos can be seen by photography and Izmir lovers in 7th of May, 2009, Thursday at 7pm in Izmir Sanat Oditoryum.

The recent history of Kortejos

It is thought that Izmir kortejos have started with the arrival of Spanish Jews in Izmir. It means that these kortejos exist for about 450 years. According to the interviews with some of the habitants of kortejos, these houses were used by Jewish people even in 1940's. However, the amount of kortejos has started to decrease in 19th century because Jews have moved to better houses for better living conditions. The first kortejos were shelter for Sephardic Jews who were in need. They had a common language, traditions, and foods. Kortejos, or Yahuthane as Izmirian people call it, were also secure places for people with different backgrounds. According to the expression of some old Jews, kortejos were emptied in the 50's. This situation can be explained by the fact that underprivileged Jewish people in Turkey have migrated to Israel in 1948. There were not many people wanting to live in such places anymore. There were more kortejos in Thessalonica than in Izmir where Jewish people were living. In recent years, Turkish people coming from the east started to settle in these houses. Migration in Turkey has gradually increased in Turkey starting from 50's until the 70's. Because of this reason, underprivileged Turkish immigrants have settled in these kortejos. The rents for the rooms are very low and living conditions are quite poor. It also means that protecting kortejos are no longer possible. Some kortejos give interesting although inadequate clues about old lifestyles. Most of the people who can give information on this subject have migrated to Israel.




You can click on to image, for the big size.
















Türkçe Metin İçin TIKLA


Birol Üzmez

biroluzmez@gmail.com

http://www.simurgphotos.com/

GSM : 0 505 317 3001

YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

Kortejo “Aile Evleri”-Türkçe Metin

"Peki , Rıza Bey Aile Evi yıkıldı da İzmir'de aile evlerinin köküne kibrit suyu ekildi ve yoksul insanlar her türlü uygarlığın nimetlerini içeren yeni evlere mi kavuştular? Hiç sanmam! Rıza Bey Aile Evleri olmadan İzmir mi olurmuş? Yoksullar kentinde nohut oda bakla sofa evcikler, her zaman, ama her zaman, ama her zaman Rıza Bey Aile Evi'dir. Bu düzende de Rıza Bey Aile Evi olarak kalacaktır. Bu yüzden bence Rıza Bey Aile Evleri İzmir'de hala yaşıyor."

Tarık Dursun K.


Kortejo “Aile Evleri” Fotoğraf Gösterisi

Değişmeyen tek şey yoksulluk


Yoksul Musevilerin aile evleri, şimdi yoksul Türklerin evleri :

İzmir’e özel bir yaşam biçimi Musevi aile evleri (kortejo), 450 yıldan sonra artık yoksul İzmirli ailelerin, kimsesizlerin sığınağı oldu. İspanya’dan göç eden yoksul Musevilerin birbirine omuz vererek yeni hayatlarına uyum için bir arada yaşadıkları kortejolar, şimdilerde hayata tutunmak için yaşadıkları dört duvardan güç alan yoksul ailelerin, kimsesizlerin, yalnızların ,garibanların ve kaybolmuşların yeni mekanı. Birçoğunun benzer hikayelerle, kelimenin tam anlamıyla hayatın sillesini yiyen, genç, yaşlı, kadın erkek, çocuk aynı avlunun içinde, aynı kaderi paylaşarak hayata tutunmaya çalışıyor. Kaderleri gibi kullandıkları mekanlarda ortak olan bu insanların hayatları, aslında yarın neler yaşayabileceğimizin göstergesi…

Zamanın bir yerinde içinde yaşayan yoksul Musevilerle anlam kazanmış Aile Evleri’nin son örnekleri, bugün kaderine terk edilmiş halde bizlere artık başka öyküler anlatıyorlar.

450 yıllık bir tarihe tanıklık eden, Musevi aile evleri (Yahudihane) İzmir’e özel bir kültürel miras. Bugüne kadar her nedense göz ardı edilen, hakkında çokta fazla şey bilmediğimiz bu önemli mekanlar İFOD ve Simurgphotos üyesi Birol Üzmez’in objektifinde hayat buldu…Ortak bir avlu ve sokak içinde,emniyet ve kontrol için tek girişi olan, tuvaletler, banyo, mutfak, yıkanma yeri gibi paylaşılan ortak mekanlar, fakir veya çok fakirlerin barındırılması ve en önemlisi beraber yaşamayı mümkün kılan konuşulan dil (Judeo Espanyol- Ladino), müşterek dini inanç ve gelenekler…İşte bunlar Musevi aile evlerinin ortak özelliği…1948 yılında bu mekanları tamamen terk eden Musevilerin geride bıraktığı binalar ise bugün fakir Türkler tarafından kullanılıyor.

Çok az İzmirlinin bildiği bu mekanlar hakkında yazılmış kapsamlı bir yazı, sayıları, bugünkü sahipleri ile ilgili bilgilere ulaşmak mümkün değil. Üzmez’in fotoğrafları ile yeniden İzmir’in gündemine girmesiyle birlikte bu kültürel mirasın ilgi çekeceği ise şüphesiz…

İfod ve Simurgphotos üyesi Birol Üzmez’in objektifine yansıyan, gerçek yoksulluk hikayeleri 7 Mayıs 2009 Perşembe günü saat 19.00 da İzmir Sanat Oditoryum Salonu’nda fotoğraf ve İzmir tutkunları ile bir araya gelecek.

KORTEJOLARIN BÜGÜNKÜ TARİHİ

İzmir’ deki kortejoların Musevilerin İzmir’ e gelmeleriyle birlikte başladığı düşünülmektedir. Bu demektir ki 450 yıldır bu kortejolar mevcuttur. Bazı kortejolarda yaşayanlar ile yapılan söyleşilere göre 1940 da bile Museviler tarafından kullanılmaktaydı. Ne var ki 19. asırda Musevilerin önemli bir bölümü daha iyi bir yaşam standardına ulaşıp daha iyi evlere taşındıklarından kortejoların sayıları gitgide azalmıştır. İlk kortejolar düşük gelirli Sefarat Musevileri için sığınma yeri idi. Aynı lisanı konuşup, aynı gelenek ve aynı tip yemek usullerini paylaşırdı. Kortejolar,İzmirliler’in tanımıyla Yahuthane’ler aynı zamanda değişik uyruklu insanların içinde onlar için güvenlikli evlerdi. Bazı yaşlı Musevilerin ifadelerine göre 1950’ lerde kortejolar boşalmıştı. Bu durumun izahı Türkiyedeki fakir Musevilerin daha iyi bir yaşam için 1948’ de İsrail e göç etmeleri ile mümkündür. Artık Türkiye’ de böyle bir yerde yaşamak isteyenler kalmamıştır. Birçok kortejo aynı zamanda Musevilerin yerleştiği İzmir’ den fazla Selanik’ te de bulunmaktadır. Son zamanlarda bu binalara doğudan gelen Türk vatandaşlar yerleşmişlerdir. 1950 den başlamak üzere özellikle 1970’ lerde Türkiye de göç devamlı artmıştır. Bu nedenle İzmir’deki kortejolara çok fakir Türk göçmenler yerleşmiştir. Odalar çok düşük fiyata kiralanmakta ve oraya yerleşenler kötü koşullarda yaşamaktadırlar. Bu aynı zamanda şu anlama gelmektedir ki kortejoların muhafazası ve korunması artık mümkün olmamaktadır. Bazı kortejolar eski yaşam tarzları hakkında yetersiz olmakla beraber ip uçları vermektedir. Ve bu konuda bilgi alınabilecek insanların çoğu İsrail’ e göç etmiştir.



Birol Üzmez

biroluzmez@gmail.com

www.simurgphotos.com


GSM : 0 505 317 3001
YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

Arif Aşçı -İstanbul Panoramaları - Roportaj


Arif Aşçı -İstanbul Panoramaları - Roportaj
YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>



Yer: Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi / ANKARA


2 Mayıs 2008 Cuma (1. Gün)

Saat : 10.00 - 13.00
• Sempozyum Sekretaryasının Açılış Konuşması
• ‘AFSAD 30 Yaşında’ Gösterisi
• AFSAD Başkanı A.Gökhan Demirer’in Konuşması
• Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu Başkanı Özcan Taras’ın Konuşması
• Çankaya Belediye Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Eryılmaz’ın Konuşması
• Ara Güler’in Gösterisi ve Konuşması
• Fikret Otyam’ın Gösterisi ve Konuşması
• İbrahim Demirel’in Gösterisi ve Konuşması
• Coşkun Aral’ın Gösterisi ve Konuşması
• Ali Öz’ün Gösterisi
• Ozan Sağdıç’ın Gösterisi ve Konuşması.

Saat : 13.00 - 14.00 (Yemek Arası)

Panel : Gelenekten Geleceğe Türkiye’de ...Belgesel Fotoğraf Yaklaşımları
(Dünü, Bugünü, Yarını)

Saat : 14.00 - 16.00
• Mehmet Kaçmaz
• Oktay Çolak (Marmara Üniversitesi Öğretim Görevlisi)
• Dr. Attila Erden
• Yönetici: İbrahim Demirel (Gazi Üniversitesi Öğretim Görevlisi)

Çağrılı Gösteri ve Sunumlar

Saat : 16.00 - 18.00

• Şebnem Eraş / Berdel (Gösteri)
• Haluk Çobanoğlu / Arabesk (Gösteri)
• Gamze Toksoy / Sosyolojik Sorunsal Olarak Belgesel Fotoğraf (Sunum)
(Mimar Sinan Üniversitesi Öğretim Görevlisi)
• Hüsamettin Bahçe / Ezidiler (Gösteri)
• Murat Yaykın / İmbroz - Burada Yalnız Ölüm Var (Gösteri)
• Handan Tunç / Belgesel Fotoğrafın Toplumsal Bilince Etkisi (Sunum)
• Kerim Bora / Rüzgara Fısıldanan Sözler (Gösteri)
• Erdal Kınacı / Gir - Geç Pansiyonlar (Gösteri)



Sempozyum Sergileri (02 / 11 Mayıs 2008)
Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Galerisi B ve C Galerileri

Sempozyum Sergilerinin Açılış Kokteyli ve Müzik Dinletisi

Saat : 19.00

Çağrılı Sergiler
• Ara Güler / B Galerisi
• Fikret Otyam / B Galerisi
• Foto Muhabirleri Derneği / C Galerisi
• AFSAD 30. Yıl Sergisi / C Galerisi
• Nar Photos, Merhabarev / C Galerisi
• Kutup Dalgakıran, Cezaevleri - C Galerisi
• Tuğrul Çakar / C Galerisi


3 Mayıs 2008 Cumartesi (2. Gün)

Saat : 14.00 - 15.00

• Kemal Cengizkan’ın Konuşması ve Gösterisi
• Özcan Yurdalan’ın Konuşması ve Gösterisi
• İsa Çelik’in Konuşması ve Gösterisi
• Mehmet Özer / Sokakların Şarkısı (Gösteri)

Panel

Saat : 15.00 - 17.00

Bir Anlama ve Müdahale Yöntemi Olarak Belgesel Fotoğraf
(İktidar ve İtiraz Dili Olarak Fotoğraf)
• Yrd. Doç. Dr. A. Beyhan Özdemir
(Dokuz Eylül Üniversitesi G.S.F Fotoğraf Bölüm Başkanı)
• Özcan Yurdalan
• Orhan Cem Çetin (Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi)
• Yönetici: Mehmet Özer

Saat : 17.00 - 17.30 (Ara)

Çağrılı Sunum ve Gösteriler

Saat : 17.30 - 19.30

• Merih Akoğul / Toplumların Fotoğraf Algısı ve
Toplumsal Fotoğraf Okuma (Sunum)
• Adnan Polat / Kent Öyküleri (Gösteri)
• Gülümser İşçelebi / Son Yolculuk (Gösteri)
• Murat Germen / Dünyada Yeni Belgesel Yaklaşımlar (Sunum)
• AFSAD Atölyelerin Ortak Gösterimi (Gösteri)
• Dora Günel / Doğum, Yaşam, Alzheimer, Ölüm (Gösteri)
• Abdurrahman Antakyalı / Basın Fotoğrafçılığında Etik (Sunum)
• Ar. Gör. Tolga Sezgin / Mevsimlik İşçiler (Gösteri)
• Kerem Uzel ve Serra Akcan
Ayazma Mahallesi Kentsel Dönüşüm Projesi (Gösteri)

Saat : 20.00

• Belgesel Fotoğrafçıların AFSAD Buluşması
Merter Oral Dersliği’nin ve Sergisi’nin Açılış Kokteyli
(AFSAD: Büklüm Sokak No: 22/11 Kavaklıdere / Ankara)


4 Mayıs 2008 Pazar (3. Gün)

Saat : 10.00 - 11.00


• Sıtkı Fırat’ın Konuşması ve Gösterisi
• Tuğrul Çakar’ın Konuþması
• Necmettin Külahçı’nın Konuşması
• Tansu Gürpınar’ın Konuşması

Saat : 11.00 - 13.00

• Tuğba Kanlı / Belgesel Fotoğrafta Dönüşümler (Sunum)
• Murat Özcan / Kardemir’de Bir Gün (Gösteri)
• Cengiz Oğuz Gümrükcü
Dijital Fotoğraf Belgesel Fotoğrafın Sonu mu? (Sunum)
• Nilgün Yurdalan
Novamed Greviyle Dayanışma Kadın Platformu (Gösteri)
• Arş. Gör. Dr. Tolga Hepdinçler
Fotoğraf ve Oryantalizm 19. yy.’da Osmanlının Fotografik Temsili (Sunum)
• Saner Şen / Afrika’lı Göçmenler (Gösteri)
• Altan Bal / Kamyoncular (Gösteri)

Saat : 13.00 - 14.00 (Yemek Arası)

Panel

Saat : 14.00 - 16.00

Haber Fotoğrafı - Belgesel Fotoğraf (Tanıklık ve Taraflılık)
• Ahmet Şık
• Murat Yaykın
• Altan Bal
• Yönetici: Atila Cangır (Ankara Üniversitesi Öğretim Görevlisi)

Saat : 16.00 - 16.30 (Ara)

Çağrılı Gösteri ve Sunumlar

Saat : 16.30 - 18.30

• Kamil Fırat / Ötekilerin Sesi (Sunum)
• Bikem Ekberzade / Mülteciler (Gösteri)
• Metin Avdaç / Işığımızın Emekçileri (Gösteri)
• Prof. Dr. Levent Kılıç / Fotoğrafın Dünyası (Sunum)
• Birol Üzmez / Mortakya Roman Kahramanları (Gösteri)
• Ömer Orhun / Dijital Fotoğraf ve Parçalanan Gerçeklik (Sunum)
• Mert Veysel Kibar / Haliç (Gösteri)
• Hasan Şenyüksel / Genç Umutlar, Belgesel Portfolyolar (Sunum)
• İshak Kalaç / Güvenlik Bölgesi (Gösteri)


Sonuç Bildirgesinin Okunması

Hatıra Fotoğraflarının Çektirilmesi

Çankaya Belediyesi Tesislerinde Sempozyum Yemeği

Afsad 7. Fotoğraf Sempozyumu - Belgesel Fotoğraf Buluşması
YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

18. BURSA FOTOGRAF GUNLERI


18. BURSA FOTOĞRAF GÜNLERİ

Değerli Sanat Dostları,

Fotoğraf sanatı, farkındalık yaratır. Bazen uzun bir metnin anlatacağı hissi, yaşamı, söze gerek kalmadan bir fotoğraf aracılığıyla algılayabiliriz. Bu sebeple bu yıl fotoğraf günleri için tema belirlerken, belirli toplumsal sorunların farkına varılmasını ya da yeniden gündeme getirilmesini arzuladık ve bu fikirden yola çıkarak, çalışan çocuklar, savaş, mülteciler, sokakta yaşayan insanlar, madenciler gibi projelere ev sahipliği yapmaya karar verdik.
...
Fotoğraf sanatına ilgi duyan Bursalılara etkinlik kapsamında ücretsiz olarak verilecek temel fotoğraf eğitiminin yanı sıra; portre, vahşi yaşam, makro, belgesel, sahne ve kuş fotoğrafçılığı konularında uzman sanatçıların katılımıyla düzenlenecek gösterimler ve söyleşiler, fotoğraf amatörleri ve gönüllüleri için fotoğraf sanatının farklı kollarında eğitim niteliği taşıyacak.

Bu sergilerle, gösterimlerin dışındaki diğer önemli proje de, ilk kez bu yıl gün ışığına çıkacak “Bursa’nın 3. Boyutu” sergisinin ziyarete açılacak olmasıdır. Paris’teki bir müzayedede Suna-İnan Kıraç Akdeniz Medeniyetleri Araştırma Enstitüsü tarafından satın alınan ve stereoskop makinesiyle 3 boyutlu izlenebilen 93 fotoğraf, Bursa Kent Müzesi’nde sergilenecek. Sergi, 100 yıl önceki Bursa’nın ticaretine, sanayisine, sosyal yaşamına ve mimarisine ışık tutacak olması açısından son derece önemlidir.

Bizler, toplumların geçmişine, bugününe ve geleceğine ışık tutan kültürlerinin hoşgörüyle kaynaşmasının, evrensel barışı sağlayacağına inanıyoruz. Biliyoruz ki muasır medeniyet seviyesine ulaşmanın yolu kültürel kalkınmadan geçer.

Bu bağlamda Bursa Büyükşehir Belediyesi olarak kültürel organizasyonlarımızın tamamına uluslararası bir boyut kazandırmaya çalışıyoruz.

Özellikle Bursa Festivali, Altın Karagöz Halk Dansları Yarışması, Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali, Kukla ve Gölge Oyunları Festivali ve İpekyolu Film Festivali gibi uluslararası etkinliklerle dünyanın kültürünü Bursa’da harmanlayarak, kentimizi vazgeçilmez kültür merkezlerinden biri haline getirmeye çalışıyoruz.

Her yıl geleneksel olarak düzenlediğimiz “Fotoğraf Günleri” de bu çerçevede değerlendirilmesi gereken önemli organizasyonlarımızdan biridir.

18. Bursa Fotoğraf Günleri boyunca kentimize gelen konuklarımızı ağırlamaktan mutluluk duyacağımızı belirtir, organizasyonda emeği geçenlere teşekkür ederim.


Hikmet Şahin
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı

14–24 NİSAN 2008


14 Nisan Pazartesi




18:00-18:30 Açılış Töreni ve Sergilerin Gezilmesi – Tayyare Kültür Merkezi

Cemal Nadir Güler Sergi Salonu: Mustafa Özer – “Sudan”

Sami Güner Sergi Salonu: Bikem Ekberzade – “Mülteciler”

Büyük Cep Salonu: Brüksel Miroir Kulübü – “Belçika”

Üst Koridor: Coşkun Aşar – “Karanlıktaki Çocuklar”

Küçük Cep Salonu ve İç Koridor: BUFSAD Sergisi

Ressam Şefik Bursalı Sergi Salonu: Levent Konuk – "Uzak Denizlerin Kokusu”

18:30-19:00 Açılış Gösterimi ve Söyleşi: İsa Çelik “Son Çalışmalardan Örnekler”

19:00-19:30 Fotoğraf Gösterimi: Şevket Şahintaş “İstanbul'da Gecenin Yüzü”


15 Nisan Salı

15:00-15:30 Sergi Açılışı – Bursa Kent Müzesi

Suna-İnan Kıraç Vakfı Koleksiyonu “Bursa’nın 3. Boyutu” Sergisi

18:00-18:30 Fotoğraf Gösterimi: Deniz Köse "80 Kare, 80 Dokunuş"

18:30-19:00 Fotoğraf Gösterimi: Ahu Savan "Dansın İçinden" & "Atların Dansı"

19:00-19:30 Fotoğraf Gösterimi: Tülin Dizdaroğlu "Harran"


16 Nisan Çarşamba

18:00-18:30 Fotoğraf Gösterimi: Yıldız Kaplan "Üretimden Tüketime İpek"

18:30-19:00 Fotoğraf Gösterimi: Süha Derbent "Vahşi Yaşam"

19:00-19:30 Fotoğraf Gösterimi: Bikem Ekberzade "Mülteciler"


17 Nisan Perşembe

18:00-18:30 Fotoğraf Gösterimi: Foveo Fotoğraf Grubu “Leyleklerin Köyü”

18:30-19:00 Fotoğraf Gösterimi: Laleper Aytek "Kendine Ait Bir Fotoğraf"

19:00-19:30 Fotoğraf Gösterimi: Ali İhsan Gökçen "Küçüklerin Dünyası"


18 Nisan Cuma

18:00-18:30 Fotoğraf Gösterimi: Belmin Söylemez "Bıyık"

18:30-19:00 Fotoğraf Gösterimi: İbrahim Zaman “Tarlalar”

19:00-19:30 Fotoğraf Gösterimi: Firdevs Sayılan "Kaz dağlarının antik zenginliği; ANTANDROS gün ışığına çıkıyor…"


19 Nisan Cumartesi

15:00-17:00 Temel Fotoğraf Eğitimi

17:30-18:00 Fotoğraf Gösterimi: Simurg Photos "Teğet"

18:00-18:30 Fotoğraf Gösterimi: Birol Üzmez "Madenciler"

18:30-19:00 Fotoğraf Gösterimi: Melih Özbek "Vahşi Türkiye: Kuşlar"

19:00-19:30 Fotoğraf Gösterimi: Simber Atay Eskier “Postmodern Tipolojiler”


20 Nisan Pazar

15:00-17:00 Temel Fotoğraf Eğitimi

17:00-17:30 Fotoğraf Gösterimi: Osman Ermişler "Bir Günlük Yaşamlar"

17:30-18:00 Fotoğraf Gösterimi: "NİLFOD Karma Gösterisi"

18:00-18:30 Fotoğraf Gösterimi: BUFSAD Doğa Fotoğrafı Atölyesi "Doğa"

18:30-19:30 Fotoğraf Gösterimi: Muammer Yanmaz



Fotoğraf gösterimleri Tayyare Kültür Merkezi Küçük Salon’da düzenlenecektir.
Tayyare Kültür Merkezi galerileri 10:00-21:00 saatleri arasında gezilebilir.
Bursa Kent Müzesi’ndeki “Bursa’nın 3. Boyutu” fotoğraf sergisi 09:30-17:30 saatleri arasında gezilebilir.



TayyareKültür Merkezi: Atatürk Caddesi Heykel Tel: (224) 220 88 48
Bursa Kent Müzesi: Atatürk Caddesi, Atatürk Heykeli arkası Tel: (224) 220 26 26
Gold 2 Otel: 1. Murat Camii Aralığı No: 2 Çekirge Tel: (224) 232 19 64

YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

Merih AKOGUL “STANDARDS” Fotograf Sergisi

MERİH AKOĞUL “STANDARDS” SERGİSİ Pg Art GALLERY’DE SANATSEVERLE BULUŞUYOR.


Türk Fotoğraf sanatının önemli kimliklerinden Merih Akoğul, 10 Nisan-04 Mayıs 2008 tarihleri arasında “Standards” fotoğraf sergisini Pg Art Gallery’de tüm sanatsevenlerle buluşturuyor.


Fotoğrafın bulunuşunun resmi olarak ilan edilmesinin üzerinden tam 170 yıl geçti. Bugün; bilimden casusluğa, foto muhabirliğinden reklam dünyasına, belgeden sanata kadar birçok farklı alanda dolaşımını sürdüren fotoğraf, dünyanın en etkili görsel mecrası olarak ...yaşamımızın ayrılmaz bir parçası olmuştur.


Günlük yaşamın sıradan detaylarını bağrına basan fotoğraf, hatıra ile sanat arasında gelip giden bu görsel alanda kendi alt dilini oluşturmuştur. Zamanın böylesine hızlı bir biçimde akıp gitmesi, fotoğraf okumalarımızın omurgasını da biçimlendirmiştir.


Bugün yeryüzünde ne yazılmamış bir şiir, ne de çekilmemiş bir fotoğraf kalmıştır. Her bir fotoğraf birbirleriyle örtüşemeyecek bir biçimde farklı zamanlarda saptanmış da olsalar, ister istemez birbirlerini tekrarlamaktadırlar. Ama her fotoğrafçı, kendi bakış açısını fotoğraflarına taşımaktadır.


İşte tüm bu tekrarların yorum farklarıyla bir bütünlük oluşturması, tıpkı caz müziğinde farklı yorumcular tarafından seslendirilen ve “standard” olarak adlandırılan parçalardan oluşan bir repertuara karşılık gelmektedir. “Standard”lar, yalın, anlaşılır, melodik ve akılda kalıcı özellikleriyle, konserlerin ve albümlerin vazgeçilmez yapıtları olmuşlardır.


Sergide yer alan fotoğrafların adları, caz tarihinde standard olarak bilinen parçaların adlarıyla (“If I Should Loose You”, “How Deep Is The Ocean”, “Nature Boy”, Time After Time, Everything Happens To Me” gibi) eşlenmiştir. Farklı topluluklar tarafından binlerce kez seslendirilen ve albüm yapılan bu parçalar, sergi boyunca CD üzerinden sergi salonuna verilecektir.


Yaşanan anlar ya da nesnelerin karşısında alınan tavrın sonucunda ortaya çıkan sergi fotoğrafları, modern ile post-modern, majör ile minör, Doğu ile Batı, resim ile fotoğraf arasında sıradan anlar üzerinden bir köprü kurmayı da amaçlamaktadır. Bu yüzden konu ve malzeme kaygısı güdülmeden, özgür bir seçim yapılmış ve tüm fotoğraflar adeta görünmez bir ipe belirli bir bütünlük doğrultusunda, tıpkı güneş altındaki çirozlar gibi asılarak kurutulmaya bırakılmışlardır.


Merih Akoğul’un 2004 yılındaki “Otuz Kuş” ve 2006 yılındaki “Bit- ki” sergilerine ev sahipliği yapan Pg Art Gallery, son yıllarda fotoğraf sanatını daha geniş kitlelere yaymak amacıyla fotoğraf sergilerine ağırlık vermeye devam etmektedir.


Merih AKOĞUL Özgeçmişi İçin TIKLA



Ayrıntılı bilgi için:

Pg Art Gallery

Cevdetpaşa Cd.

No: 15/3

Bebek / İstanbul

T: 0212 263 33 90

info@pgartgallery.com

YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

Philip Jones Griffiths Vefat Etti



Phillips Jones Griffiths/Magnum Photos


Vietnam savaşının acısı ve yaralılarını görüntüleyen fotoğrafçı Philip Jones Griffith , 72 yaşında vefat etti

Vietnamda tanışıp arkadaş olan Richard Hughes ..., Griffiths’in kanserden vefat ettiğini açıkladı.

Savaş karşıtı düşüncelerin oluşmasına yardımcı olan, 71 basımı ve bir klasik olarak gösterilen “Vietnam Inc.,”deki Griffiths’in röpörtajları sayesinde tanındı. Çektiği fotoğraflar üzücüydü , Kanlar içinde vurulmuş çelimsiz bir kadın bedeni , yanarak kapkara olmuş bir kurban , Kafasında kocaman miğferle yorgunluktan bitap düşmüş çocuk asker , Hergün gazetelerde yayınlanan fotoğraflarındandı. Geleneksel savaş fotoğrafçısı asla diyemeyiz o ateşli savaş karşıtı bir barış yanlısıydı.

2002 deki bir röportajında “Tek başına tarihi dökümanlar ürettim” dedi

Amerikan askerlerinin , savaş dönüşünde her türlü kötülüğün sorumlusu olarak gösterildiği zaman da, bu sefer amerikan askerlerinin savaşta uygarca davranışlarının resimlerini kitabına ekledi. Burda aslında eleştirdiği Amerikanın savaşı yönetim tarzıydı , “ Uygarlığı ilerlemiş halkları bu yüzden kınıyorum” demesinin sebebi budur.

Karnından yaralanması sonucu ,kendi bağırsaklarını bir kasede üç gün boyunca taşımış Vietkong savaşçısına matarasından su veren Amerikan askerinin yalınlığınıda fotoğraflamıştır.

Londra’daki Frontline Clubündeki açıklamasında, “Bir çoğu çocuktan olan düzensiz askerlerin hiçbiri benim düşmanım değildi” Onların yoksulluğuna şahit olmaya gitmenin anlamını fotoğraflarında görüyoruz. Asıl düşmanın devletler ve onların bürokrasisi olduğunu sıklıkla söylerdi.

“Hemen hemen halkların tamamı , Ne yapıldığından çok ne söylendiğine bakarlar”

“Biz, ne için tehlikeliyiz, çünkü ordayız ve ne olduğunu görüyoruz”

Griffiths Wales’in bir köyü Rhuddlan’da doğdu fotoğrafçı olmak için eczacılık kariyerini yarıda kesti. Geceleri eczanede çalışıp gündüzleri fotoğraf çekmek ve çektiği fotoğrafları gazetelere satmağa çalışyordu.Gazetelerin küçümsemesi yada değerinin altında fiyat teklifleri ile karşılaşıyordu.

Henri Cartier- Bresson’un çalışmalarından çok etkilendi, Magnum fotoğraf ajansının kurucuları arsındaydı, 1980-85 yılları arasında başkana da servis verdi. 1973 –1975 arası Yom Kippur savaşında Kamboçyada çalışıyordu.


Retrospectiv çalışması olan “Dark Odyssey”i 1996 da basıldı. “Vietnam Inc.” 2001 de N0am Chomsky tanıtımıyla phaidon press tarafından tekrar basıldı. 2004 te ”Agent Orange : Vietnamın ikincil hasarı” (Agent Orange: ‘Collateral Damage’ in Vietnam ) ölümün, yaralanmanın veya vücudun deformasyonunun ne şekilde olduğunu gösterir bir fotoğrafçılık sınavının baskısıdır.


Bir röpörtajında asla evlenmediğini ve evliliğe inanmadığını “burjuva sınıfının hislerini dikte ettirdiği bir oluşum” olarak ifade etti. Vietnamdan ayrılmasıyla ilgili olarak paranın azlığını sebep gösterdi, Magnum Ajansı tarafından fotoğraflarının basım evlerine satılmasındaki sık sık zorluklar karşılaştı .1967 de Jacqueline Kennedy’nin romantic kaçamağından para kazanmak için kamboçyada bulunması, Kamboçya darbesi sırasında savaş muhabiri olarak kabul edilmesini sağladı.


Bir görüşmesinde, Kim, Ne, Niçin, Nerede, Ne zaman sorularının ilk ikisi ve son ikisinin kendisi için sıradan olduğunu ama niçin kelimesi benim görevimdir.

Haber bu yazinin linki verilerek kullanılabir .....

Alıntı : Newyork Times
Çeviri: Ferruh Bilal

YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

Merih AKOGUL Ozgecmisi


Merih Akoğul Özgeçmiş


1963 yılında İstanbul’da doğdu. M.S.Ü. Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Ana Sanat Dalı’nı (Lisans) 1985, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Fotoğraf Ana Sanat Dalı’nı (Yüksek Lisans) 2001 yılında bitirdi. “Grup 9” Fotoğraf Grubu’nu kurdu. Birçok dia gösterisi gerçekleştirdi, yurtiçinde ve yurtdışında (Avusturya, Bulgaristan, Güney Afrika, İngiltere, Fransa, Yunanistan, Japonya, ABD, Kosova) çeşitli sergilerde fotoğrafları yer aldı. Fotoğraf sanatı ve kuramı konularında çalışmalar yaptı. Seminer, sempozyum ve açıkoturumlara katıldı, bildiriler sundu, paneller yönetti, seçici kurullarda yer aldı. Reklam sektöründe... tanıtım fotoğrafçısı ve yazar olarak çalıştı. Çeşitli özel kurumlarda eğitmenlik, özel radyolarda kültür ve sanat programları, televizyon programlarında sanat danışmanlığı yaptı. Fotoğrafları; fotoğraf kuramı, plastik sanatlar ve müzik üzerine yazıları ve eleştirileri birçok gazete ve dergide yayımlandı.


Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Fotoğraf Bölümü’nde öğretim görevlisi olan Akoğul, Bahçeşehir Üniversitesi, Kadir Has Üniversitesi, Yeditepe Üniversitesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ve Eyüboğlu Koleji’nde de dersler vermektedir.


2003 yılının yaz döneminde Avusturya Başkanlık Sanat Dairesi tarafından verilen bursla çalışmalarını Viyana’da sürdürdü. 1992’de “Son Dokunuş”, 1995’te “Kuğunun Ölümü” isimlerini taşıyan iki şiir kitabı; 1999’da “Klasikler”, 2001’de “Bronz Askerler” ve “Klasikler/Neo-Klasikler”, 2002’de “Başarmak”, 2004’te “Geçen Yaz Viyana’da”, 2005’te “Türk Fotoğrafçıları Kütüphanesi 22/Merih Akoğul” ve “Bit-ki” fotoğraf albümleri, yine aynı yıl, denemelerinden oluşan “İkizim Söyledi Ben Yazdım” ve “Saklı Günlükler” (çocuk edebiyatı) kitapları okuyucularla buluştu. 2006 yılında “Siyah Beyaz Afyonkarahisar”, 2007’de de “Sanki” adlı allbümleri yayımlandı.


Kişisel Sergiler

2007 “Sanki”, Leica Gallery, İstanbul

2006 “Geçen Yaz Viyana’da”, Palais Porcia Kunst Raum, Viyana

“Siyah Beyaz Afyonkarahisar”, Fevzi Çakmak Yetiştirme Yurdu Sanat

Galerisi, Afyonkarahisar

“Avusturya 2006”, Avusturya Kültür Ofisi, İstanbul

2005 “Son İki”, Kadir Has Üniversitesi Sanat Galerisi

“Geçen Yaz Viyana’da”, Avusturya Kültür Ofisi, İstanbul

“Bit-ki”, PG Art Gallery, İstanbul

“Yolda”, Avusturya Kültür Ofisi, İstanbul

2004 “Otuz Kuş”, PG Art Gallery, İstanbul

“Geçen Yaz Viyana’da”, Fotoğrafevi, İstanbul

2003 “Güzergâh: Edebiyat”, Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi, İstanbul

“İki Dünya Arasında” (Proje Koordinatörü), İstanbul Fotoğraf Merkezi,

İstanbul

2002 “Başarmak”, Fotoğrafevi, İstanbul

2001 Bronz Askerler “Bu Sefer”, Avusturya Kültür Ofisi, İstanbul

“Klasikler/Neo-klasikler”, Fotoğrafevi, İstanbul

“Aşkküre”, Bedri Rahmi Eyüboğlu Sanat Galerisi, İstanbul

1999 “Bronz Askerler”, Fotoğrafevi, İstanbul

1998 “Dönüşümler”, Art Shop, İzmir

“Filim”, İMKB Sanat Galerisi, İstanbul



Grup Sergileri

2007 “Köprü6”, İstanbul Modern, İstanbul

“İstanbul İstasyonu”, Karşı Sanat Çalışmaları, İstanbul

“Sınır Çizgisi, Devlet Güzel Sanatlar Galersi, Çanakkale

“Buluşma Noktası, Arcola Theatre Gallery, Londra

2006 “Under Construction”, Kanyon Levent, İstanbul

2005 “Bu Sizin İçin” / İstanbul Modern Sanatlar Galerisi, İstanbul

“Art-Alan II / Sıra Dışı Hayatlar”, Kargart, İstanbul

“Koleksiyon Sergisi 2005”, İstanbul Fotoğraf Merkezi, İstanbul

2004 “Siyah Beyaz Türk Fotoğrafı”, St. Martin Gallery, Londra

“Balkan Fotoğrafı’nın Görünüşü” , Selanik, Yunanistan

2003 “Yıkıma Karşı Küresel Aşk”, Civic Center, Johannesburg

“7 Fotoğrafçı Gözüyle Türkiye’den Portreler”, NHK Park Studio Gallery

ve Bunka College Gallery, Tokyo

“Merih Akoğul Atölyesi”, Echo Gallery, Viyana

“Art-Alan” Sokak Projesi, Kadıköy Kadife Sokak, İstanbul

“Bu Şehri İstanbul” Washington, A.B.D.

2002 “Sondaj”, Pamukbank Fotoğraf Galerisi, İstanbul

Salı Grubu “İznik Köylerinde”, Süleyman Paşa Medresesi, İznik

Avrupa Parlamentosu “Açık Kapı Günleri”, Strasbourg

“Tehlikeli Şeyler”, Karşı Sanat Çalışmaları, İstanbul

Dr. Nejat Eczacıbaşı Vakfı ve Eczacıbaşı Sanal Müzesi, “60 Yıl

60 Sanatçı” TÜYAP, İstanbul

2001 Salı Grubu, “Portreleme Sergisi: İsa Çelik”, Fotoğrafevi, İstanbul

1998 Salı Grubu, “Portreleme Sergisi: Gültekin Çizgen”, Basın Müzesi,

İstanbul

1996 PTFD 4. Sergisi, İMKB Sanat Galerisi, İstanbul

1992 PTFD 3. Sergisi, AKM, İstanbul

1991 PTFD (Profesyonel Tanıtım Fotoğrafçıları Derneği) 2. Sergisi, AKM,

İstanbul

1985 “Grup 9”, Dost Sanat Ortamı, Ankara

YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

Ara Guler " Alınteri istanbul " NTV Haberi











YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

Metroda Ara Guler sergisi - 5 Mart 2008


Metroda Ara Güler sergisi 5 Mart 2008



Fotoğraf sanatçısı Ara Güler'in 130 fotoğrafından oluşan “İstanbul'da Alın Teri” adlı sergi, Taksim Metrosunda açıldı.


İstanbul Ticaret Odası (İTO) ile Büyükşehir Belediyesinin ortaklaşa düzenlediği serginin açılışında konuşan Ara Güler, bir fotoğraf makinesi ve gözleri olduğunu ifade ederek, “1950'lerden beri ve hatta daha öncesinden itibaren hep sizin için etrafa baktım, şimdi bu baktığım ve çektiğim şeylerin sergisini burada göreceksiniz” dedi.

Hayatında ilk kez ... bir metroda sergi açtığını belirten Güler, “Bütün mevzu şu ki benim bu görüşlerim seneler sonra sizlere ulaşıyor ve bunun için de çok mutluyum” diye konuştu.

Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş da sergideki fotoğrafların, Ara Güler'in yarım asrı aşkın sanat serüveni içinde İstanbul'a bakışını yansıttığını söyledi.


İstanbul'un birçok sanatçıya ilham kaynağı olduğunu belirten Topbaş, “Her alanda İstanbul, adeta kendisine dokunanı ve bakanı farklı bir noktaya taşımıştır. Ara Güler de bir fotoğraf sanatçısı olarak gerçekten değişik enstantaneleri günümüze taşımış” dedi.

“İSTANBUL, İLHAM KAYNAĞI”

Topbaş, İstanbul 2010 Kültür Başkenti sürecinde tüm alanları sanatsal aktivite alanı haline getireceklerini belirtti.
İstanbul'un insanlara ilham kaynağı olduğunu, bunun için de bu kentte yaşayan herkesin bir hobisi olması gerektiğini kaydeden Topbaş, “Bu şehirde yaşayan insan, bu güzellikleri gördüğü halde uzak kalamaz, mutlaka etkilenmesi ve kendi üzerindeki yansımasını eserlerine yansıtması lazım” dedi.

Topbaş, “İstanbul ve İstanbul'un bu objeleri olmasaydı, herhalde Ara Güler kendini fotoğrafa yönlendirmezdi. Bunun da kendisi için önemli bir nokta olduğunu ifade etmek istiyorum. Ara Güler'in, İstanbul'un gözü olduğuna inanıyorum” diye konuştu.

Kadir Topbaş, 1960'lı yılların başında kendisinde de bir fotoğraf sevgisi başladığını ama devam ettiremediğini anlatarak, yeni bir fotoğraf makinesi aldığını, Ara Güler ile fotoğraf çekmeye başlayacağını ve bir fotoğraf sergisi açmayı düşündüğünü söyledi.

“KAÇIRDIĞIMIZ DETAYLARI GÖSTERİYORLAR”

İTO Başkanı Murat Yalçıntaş da hız ve teknolojinin egemen olduğu bu çağda fotoğrafın bu karmaşaya meydan okuduğunu belirterek, “Fotoğraf, hayattan bu önemli anları çalıyor ve çaldıktan sonra da bize hediye ediyor. Fotoğraf sanatçıları, bizlere hayatın kaçırdığımız detaylarını gösteriyorlar. İşte Sayın Ara Güler de böylesine bir sanatçı” dedi.
Ara Güler'i, “Bu toprakların görsel tarihini yazmış bir insan” olarak tanımlayan Yalçıntaş, Ahmet Mithat Efendi'nin “Kıymetinin kıymetini bilmeyen milletlerin kıymeti bilinmez” sözünü yerine getirmeyi ilke edindiklerini söyledi.
İstanbul Vali Yardımcısı Cumhur Güven Taşbaşı da İTO'nun, İstanbul'un 2010 Kültür Başkentliği sürecinde danışma ve yönetim kurulları içinde yer aldığını anımsatarak, bunun için İTO'nun kültür ve sanat faaliyetlerinin arttığını belirtti.
Taşbaşı, “2010 yılına doğru giderken bu tür sergileri İstanbul'un sokaklarında görmeye başlayacaksınız” dedi.
Konuşmaların ardından sergiyi açan Ara Güler, Topbaş, Yalçıntaş ve Taşbaşı sergiyi gezdi.

METRODA SERGİ

Açılıştan önce gazetecilerin sorularını yanıtlayan Ara Güler, “Ben yaşayan adamın fotoğrafını çekerim. Manzara çekmem, manzara fotoğraf değildir. Manzara, bir şeyin yeniden kaydıdır. Yenilik değildir. Bir insanın bir anının yakalanması o zaman değer taşır benim için. Ben insanlı yaşayan fotoğraf çeken adamım. Boşluk beni ilgilendirmiyor” diye konuştu.

“Serginin metroda açılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusunu Güler, “Açılmış artık ne yapacaksınız, toplayalım mı? Sergi, sergi salonunda açılır” diye yanıtladı.

Güler, “Metroda açılması, eserlerin daha çok kişi tarafından görülmesi açısından önemli değil mi?” sorusuna da “Daha çok insanın görmesi benim için mühim bir şey değildir. Buradan insanlar işine gücüne gidiyor, benim yaptığım hiçbir şeyi de anlamıyor” yanıtını verdi.

Sergi, 6 Nisana kadar açık kalacak.

YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

UNUTMAYALIM DİYE (IT IS: LEST WE FORGET)- Gokhan BEDIR



UNUTMAYALIM DİYE (IT IS: LEST WE FORGET)


Daha çok bitmemiş fotoğraflarla ilgileniyorum, anlamlı ve diyalog kuran ya da bir konuşmayı başlatan fotoğraflar. İçine girilemeyen, kapatılmış, bitirilmiş fotoğraflar değil istediklerim…


Paolo Pellegrin


Umutları tükenmiş erişkin yüzler, arka planda gölgelere boğulmuş dikenli tellere tutunan çocuklar, her zaman kadınların payına düşen; çenesi bağlanmış cenazelerin başındaki ağıtlar, feryatlar…...


Pellegrin bir göç dönemine tanıklık ediyor daha doğrusu bir savaşın zoraki sonucunu aktarıyor; arabalarına taşıyabilecekleri eşyalarını almış kadın ve çocuklar. Erkekler ya savaşarak ölüyorlar ya da sadece Kosovalı oldukları için kurşuna diziliyorlar bu nedenle gidenler(göç edenler) arasında eli silah tutan yetişkin bir erkeğe rastlamak mümkün değil.

Çocuklar II Dünya Savaşında HCB’nin karelerine yansıdığı gibi yıkıntılar arasında oyun oynamaya devam ediyor, savaşı kanıksayarak büyüyorlar ve bu aslında en onarılmaz hasarları bırakıyor. Bugün çatışmaların olduğu bölgelere bakılınca durum daha iyi anlaşılıyor. Filistinli bir çocuk çatışmanın içine doğuyor ya aileden ya da arkadaşlarından biri, öteki tarafından vuruluyor, nefretle, öldürmenin doğallığıyla büyüyen çocuklara artık bu ortam normal gelmeye başlıyor. Şiddet doğallaşınca öldürülen sadece metaya dönüşüyor…


Fotoğraflarda hep bir gidiş var. Gözlerde asla geri dönülmeyeceğini anlatan ifadeler, dönülse bile asla hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını söyleyen bakışlar duruyor. Simsiyah bulutların ve gri gökyüzünün altında tek bir adam su kıyısında yürüyor, bu fotoğraftaki hava aslında tüm coğrafyayı özetliyor… Priştina mezarlığının üstünden geçen bir karga sürüsü fondaki insan silüetleriyle birlikte genel duyguyu ve anlatımı destekliyor.


Pellegrin’in Kosova’yı ele alan fotoğraflarının teknik olarak diğer konularından daha güçsüz olduğunu ya da tam anlamıyla söylemek gerekirse belge alma çabasının sanatsal bir hikaye anlatma dürtüsünden daha ön plana çıktığını gözden kaçırmamak gerekiyor. Yalınkat bir şekilde, estetize edilmemiş bir savaşı anlatma çabası var bunun arkasında, gördüklerimizin gerçek olduğunu, bu insanların bununla yaşayıp öldüklerini dile getirme isteği, belki de biraz olsun bu somutluğu hissettirme amacı var. Fotoğraflarında normalde alıştığımız estetik duygusu bu seride göze çarpmıyor ve karmaşık duyguları yansıtmak için ilerde çokça yer vereceği düşük enstantanede sarsılmayı sağladığı fotoğraflara ilk kez yer vermeye başlıyor. Ayrıca yamuk kadraj denemelerinin de uygulanması yavaş yavaş artmaya başlıyor bu dönemden sonra… Dengesi bozulan yaşamları anlatmak için asitmetrik kadraj kullanımı olayı daha dramatize ederken aynı zamanda derinlik ve altüst olunmuşluğu daha güçlü yansıtıyor. Fakat bu seride kaçırılmaması gereken en büyük nokta; savaşın iki tarafına da yer veriyor olması, karelerdeki insanların uyrukları hakkında yazılı olarak bilgi verilmese kimin hangi taraftan olduğunu anlamaya imkan yok. Bir Sırp cenazesiyle bir Kosovalınınkini kullanılan dini simgeler dışında kestirebilmek imkansız. Pellegrin bize savaşta asıl zarar görenleri sivil halkı gösterirken bu insanlar arasında ayrım yapmıyor iki tarafa da yer vererek belki de insanların birbirinden bir farkı olmadığını ortaya koymaya çalışıyor…


Gökhan Bedir/SimurgPhotos

YAZININ DEVAMINI OKUYUN...>>

top